Biri

Biri
@DustInTheWind
Beğeni için değil; okuduğum kitaplarda önemli bulduğum ve beğendiğim kısımları kaydedebilmek için paylaşım yapıyorum.
“Cehennem, yönetici sınıflara ve partilere karşı en önemli meydan okuma, onlara karşı en büyük tehdittir. Onların da yanılabileceğini, kendilerinden daha büyük güçler tarafından cezalandırılabileceğini imâ eden bir tehlikedir cehennem. Cehennem düşüncesi halka ilâhi adalet düşüncesini, çektiklerinin karşılıksız kalmayacağını telkin eder. Cehennem kavramının kaldırılmasıyla, ezilenler, kendilerini ezenleri orada hayal etme özgürlüğünden yoksun bırakılmış oluyorlar. Bu durumda yöneticilerin maruz kaldığı yegâne tehlike, kendi skandallarının ya da teröristlerin kurbanı olmaktır. Yöneticiler, yirminci yüzyıl bilincinden cehennem düşüncesini silmek için kitle iletişim araçlarını kullandılar. Mahkûm edildiğimiz bu güçsüzlük içinde, ezilenlere bir zamanlar avuntu kaynağı olmuş ikonlardan bile yoksunuz artık. Yeryüzünde cennet kurma iddiasında olan çağımızın totaliter rejimleri, cehennemi yok ettiler. Öteki kavramım -yaşam ötesi kavramım yok ettiler. Ölüm ve cehennem, günlük bilincimizden, mümkün olduğu oranda uzaklaştırıldı. Cehennemi ortadan kaldırmakla, günümüz yöneticileri, totaliter güçlerinin doruğuna erişmiş sayılırlar. Ölüm ve cehennem yeniden doğrulanmadıkça, yeryüzündeki cennete manevi bir alternatif kazandırılmadıkça, totaliter güçler giderek kuvvetlenecektir. Günümüzde cehennem kendilerine inananların, cennet ise paralı askerlerin mekânıdır. 16 Ekim 1986, Marburg”
Reklam
“Tarih boyunca, halkların, başka toplumlardaki totaliter düzenleri eleştirdikleri, buna rağmen, kendi ülkelerindeki ırkçı, şovenist ve totaliter sistemleri destekledikleri çok görülmüştür. Barışı koruyan hep bizim silahlarımız, tehdit eden ise başkalarınınkidir.”
Sayfa 57
“Yirminci yüzyılın totaliter evleri, mekânı fonksiyonel biçimde düzenlemelerinin yanı sıra, özgürlüğün kendini en çok hissettirdiği mekânlardan da yoksundurlar. Eskiden hemen hemen tüm evlerin, tavan arası, kiler ya da bodrum gibi “gizli” yerleri vardı. Pek çok insan için tavan arası bir yığın zengin, çılgın, nostaljik, gizemli çağrışımlar uyandırır hâlâ. Tavan arası sadece mükemmel bir düzensizlik ortamı değil, aynı zamanda bir kuşaktan ötekine uzanan tarihsel sürekliliğe işaret eden bir yerdi. Bir zamanlar yaşamış olanlardan arta kalan bir yığın öteberi, gazeteler, mektuplar, fotoğraflar: Hepsi de, her şeyin bir zamanlar nasıl olduğunu gösteren tanıklardı. Tavan araları, tarihi çabucak hayata, günümüze getirebilirdi. Onların varlığı bizi anın gereksinimlerine göre biçimlendirmeyi amaçlayan totaliter devlete karşı bir önemli bir tehditti. Tavan arasının yok edilmesi, evin içinde barınan tarihin silinip atılması demektir. Nineden kalma oyuncak ayının tek başına yatak odasına yerleştirilmesi ya da eski bir fotoğrafın çerçevelenip oturma odasına konması, tarihin saptırılmasından, bir anakronizmadan başka bir şey değildir.”
Sayfa 68
İktidar, tanımı gereği, düşmanlarını da beraberinde getiriyor. Düşmanları olmazsa olmaz. Düşmanların olmadığı nadir durumlarda da düşmanların bulunması, yaratılması, tahrik edilmesi, hatta hayal edilmesi gerekiyor. Kolektif deliliğe birkaç örnek daha: 1950’lerde, ABD’de, McCarthy döneminin doruğunda çocuklar uyumadan önce yataklarının altında komünist ararlardı. Şimdi 1980’lerde, hepimiz terörist arıyoruz. Dünya terörizminin kaynakları olarak gözümüzü devletlere ve şu çılgın kolektif düzene çevirmek, hemen hiç aklımızdan geçmiyor.
Sayfa 56
“Asıl açıklanması gereken, neden aç insanın çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir.” Wilhelm Reich