Anlatılamayan şeylerden. Sözcüklere döküldüğünde çok saçma gelecek şeylerden. Birden hayatın fazla gerçek olmasından, fazla kişiselleşmesinden, hayatın bazı basit gerçekleriyle karşılaşmaktan korkuyorum. Burada çamurun içinde odun kesmekten gocunduğumdan değil ama bunun, yerini tuttuğu şeyler için üzülüyorum. Çok sevdiğim o eski hayatın kaybolan güzelliğine üzülüyorum. Scarlett, savaştan önce hayat güzeldi. Grek sanatındaki gibi bir ihtişamı, kusursuzluğu, mükemmelliği ve simetrisi vardı. Belki herkes için öyle değildi. Bunu şimdi anlıyorum. Ama benim için yaşamın esas güzelliği On İki Meşeler'de yaşamaktı. Ben o hayata aitim. Onun parçasıydım. Ve ben bu yeni dünyada hiçbir yere uyamadığım için korkuyorum.
Eski bir gölge oyunu izlediğimi şimdi anlıyorum. Bulanık olmayan her görüntüden, fazla gerçek, fazla canlı olan insanlardan, durumlardan hep kaçtım. Karşıma çıkmalarına sinirlendim. Senden de kaçmaya çalıştım Scarlett. O kadar hayat dolu ve gerçektin ki, ben korkakça gölgeleri ve hayalleri tercih ettim.