Eğer bir insan kendi yalanına bir kere inanırsa, bir daha hiç kimse ona gerçeği gösteremez Pia. O nedenle en tehlikeli yalanlar, kendimizi inandırdığımız yalanlardır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Doğuma yakın dönemde annenin dolaşımındaki kan miktan yaklaşık 1-2 litrelik bir artış göstermekteydi. Bir insanda ortalama 5 litre kan olduğu düşünüldüğünde, bu miktarın hiç fena olmayan bir artış olduğu ortadaydı. Bunun asıl nedeni fetüsün beslenmesiyle ilgili olsa da Tesla çok garip bir bilgiden daha bahsetmişti. Aslında fazladan üretilen kanın bir miktarı, sırf anneye güvenlik faktörü oluşturmak amacıyla meydana geliyordu. Çünkü doğum sırasında bir miktar kan kaybı söz konusu olacaktı ve fazladan üretilen kan ile olası bir tehlikeye karşı vücut önlemini almaya çalışıyordu.
Aslında artan sadece alyuvar sayısı değildi. Kan hacmi de belirgin bir artış (%30-50) gösteriyordu çünkü kalbi artık iki vűcut için kan pompalamak zorundaydı. Bu durum, annenin hem kalbine hem de damarlarına oldukça büyük bir yük getirmekteydi. Isin daha da ilginci, büyüyen fetüs ve uterus özellikle alt bölgelerden topladığı kanı kalbe götürmekte olan damarların üzerinde de baskı oluşturmaktaydı. Hamilelik döneminde ba- cak ve ayaklarda meydana gelen sıvı birikimi, damarların üzerindeki bu baskıdan dolayı meydana geliyordu. Özellikle uzun süre ayakta kalındığında, büyük toplardamarların üzerindeki baskı nedeniyle kalbe dönen kan çok azalacağı için kan basın- anda düşüşler meydana gelebiliyordu. Bu durumda başı dönen annenin hemen uzanması gerekiyordu çünkü bu sayede toplardamarların içindeki kan en azından yerçekimine karşı ekstra çaba sarf etmeyerek kalbe daha rahat dönebiliyordu.
Ne yazık ki hormonların kas gevşetici etkilerinin görüldüğü yerlerden birisi de yemek borusunun tam mideye giriş yaptığı kısımdı. Burada kapakçık görevi gören kasların kasılması, özellikle midedeki asidik içeriğin yemek borusuna geri kaçmasını önleyen bir mekanizmaya sahipti. Hem bu kaslarda meydana gelen gevşeme hem de büyüyen bebeğin aşağıdan mideyi sıkıştıracak şekilde baskı yapması nedeniyle, mide içeriğinde yer alan asidin bir kısmı ara sıra yemek borusuna geri kaçarak bu bölgede yanma hissi yaratmaktaydı. Benzer şekilde bağırsaklardaki kaslarda da genel bir gevşeme oluştuğundan besinlerin kanal boyunca iletimi yavaşlamakta ve bu durum da kabızlık problemi olarak kendisini göstermekteydi.
Normal bir kadında yaklaşık 50 gram ağırlıktaki uterus adlı organ, hamilelik sürecinde o kadar büyümek zorunda kalıyordu ki doğum öncesinde neredeyse 1,5 kilogramlık ağırlığa ulaşarak devasa bir hale geliyordu. Fiziksel görünümünden oldukça memnun olduğu memelerinin, yaklaşık iki kat büyüyerek ortalama 1 kilogram ağırlığa ulaşacak olması yine canını sıkan konulardan bir diğeriydi. Zamanında dert olarak gördüğü şeylerin aslında tüm bu süreç içerisinde gerçekleşen önemsiz birkaç detay olduğunu şimdi anlıyordu.