İpek duygu timzan

Biyolojik çalışmalarda çok sık kullanılan deneysel bir yöntem vardır. Zorunlu Yüzme Testi denilen bu yöntemde silindir şek- linde uzun cam bir kabın yaklaşık %70-75'i su ile doldurulur. Daha sonra bir fare bu silindir kabın içine bırakılır. Yüzmeye başlayan fare, kaptan çıkabilmek için her türlü çabayı gösterir. Suyun içinde çırpınır, zıplamaya çalışır, cama tırmanabilmek için mücadele eder ama deney şartlarından dolayı kaptan dışarı çıkması imkânsızdır. Fare sonunda bu gerçekle yüzleştiğinde çok ilginç bir şey yapar. Sadece çok basit hamlelerle kafasını dışarıda tutacak şekilde suyun içinde hareketsiz kalmaya çalışır. İşte o an farenin tüm ümitlerinin bittiği ve mücadeleden vazgeçtiği andır. Uygulaması oldukça basit olan bu yöntem birçok antidepresan ilaç çalışmasının temelini oluşturur. Mesela depresyona sokulmuş fareler suya bırakıldığında mücadele etme süresinin oldukça kısa olduğu görülmüş. Birçok ilaç araş- tırmacısı çeşitli kimyasalları bu farelerde deneyerek hayvanların mücadele etme sürelerini uzatmaya çalışıyorlar. Eğer bunu başarırlarsa ilgili kimyasal maddeyi uygun bir ilaç formuna dö- nüştürerek insanların depresyonuna çare olabilecek tedaviler geliştirmeyi amaçlıyorlar.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yeryüzündeki hiçbir açlık beynin açlığı kadar kuvvetli olamaz Meryam. Beyin doyamayacağını anladığı an ne yapar biliyor musun? Kendi vücudunu yemeye başlar. Derin nefes al Meryam. Meraklanma, bir yerini kesmek zorunda kalmayacaksın. Sen bitkin bir şekilde yatarken, beynin tıpkı bir Yamyam gibi senin içinden yemeye başlayacak. Yağ depoların bittiğinde geriye sadece protein depoların kalacak. Aslında onlara depo demek hata olur çünkü bu yapılar vücudunu meydana getiren temel yapıtaşları. Beynin, kaslarını da yer alan protein moleküllerini, aminoasitlere parçalayarak tüketmeye başlayacak. İskelet kaslarını yemeye başladığında artık istesen de yataktan kalkamayacaksın. İşte o günlerde bir kas olan kalbinde zayıflamaya ve parçalanmaya başlayacak. Beynin en son kalan proteinleri de yemek istediği için kendisini hayatta tutamayan bulamayan kalp, aşk gözlü beynine verilecek en güzel cevabı verip atmaktan vazgeçecek. İşte o an beyin ne büyük bir hata yaptığını anlayacak ama her zaman olduğu gibi artık çok geç olacak. Uzun süreli açlık durumlarında meydana gelen ölümün nedeni, kalbin bu geçişinden başka bir şey değil Meryam. Bu süre kişinin özelliklerine göre 20 ila 70 gün arasında değişebilir. Bakalım senin kalbin kaç gün dayanacak?
Bir vücut geliştirici, bir uzun maraton koşucusu ve aç bir Afrikalı çocuğun ortak noktası nedir ? Evet, sergideki görsellerden de hatırlayacağın üzere bu ortak nokta ketondur. Çünkü beynin keton tüketmesi için illaki aç kalman gerekmiyor. Özellikle triatlon yapan atletler ve vücut geliştiriciler günlük diyetlerinde çok az karbonhidrat tercih ederler. Aslında burada beyne yapılan küçük bir oyun söz konusudur. Beyin, kendisine gelen glukozun azaldığını görünce az önce anlattığım mantıkla yağ depolarını yakmaya başlar. Açlık, her Afrikalı çocuğun kaderi olsa da spor yapanların amacı, protein ağırlıklı beslenerek aç kalmadan yağ depolarını yakmak üzerine kuruludur.
Eğer 1950'li yıllardaki reklamlara bakarsan aklını yitirebilirsin. Sigara reklamında oynayan gerçek doktorlar sigaranın boğaz ağrısına iyi geldiğini bile söylemişler. Hatta bazıları aşerme dönemindeki hamile kadınlara sigara içmelerini öğütlemiş. Kokainin diş ağrısını azalttığını öne süren diş hekimlerinden, gazozun süte karıştırılıp çocuğa içirilebileceğini savunan annelere kadar müthiş çılgınlıklar varmış. İnanılmaz derecede akıl- dışı gözüken bu yaklaşımlar senin de bildiğin üzere çok eskiye ait değil. Peki, şu an yaşadığımız dönemde benzer şeylere maruz kalmadığımızın bir garantisi var mı? Belki de bundan 100 yıl sonra insanlık, sularımızı plastik kaplardan içtiğimiz için bizimle ağır şekilde dalga geçecek. Yani hamile kadına sigara öneren doktorun oturduğu tarihi ahmaklar masasına, belki bir gün biz de oturacağız. Bilim literatürüne yıllar önce geçen mikroplastikleri düşün. Şu an vücudumuzun içinde dolaştıklarını biliyoruz ve uzun vadede bize neler yapacakları konusunda hiçbir fikrimiz yok. Ama artık onu da başka zaman konuşuruz."
Buna en güzel örnek beyaz renk aslında. İnsanlık çok uzun yıllardır parlak beyaz renk elde edebilmek için kurşun kullanmak zorunda kaldı. Kimse kurşunun vücu- dumuza zararlı olabileceğini düşünmemişti. Beyaz boya elde edebilmek için kurşun kütlelerini toz haline getiren ressamlar, maruz kaldıkları kurşun nedeniyle birçok rahatsızlık yaşadılar. Karın ağrısı, öksürük, titreme, hatta körlüğe bile neden olabilecek bu şikâyetlere genel anlamda ressam rahatsızlığı dense de tüm bunların nedeni kurşundu. Sanatçılar gerçekten garip insanlardır profesör. Mesele ünlü İspanyol ressam Goya, çalış- maları sırasında sıklıkla parmaklarını kullanırdı. Diğer taraftan Van Gogh'un fırçasını emmek gibi garip bir özelliği vardı. Araştırmacılara göre her ikisinin yaşadığı birçok rahatsızlığın temelinde muhtemelen kurşun zehirlenmesi yatmaktadır. Zaten hayatımıza soktuğumuz birçok kimyasalın ne kadar zararlı olduğunu anlamamız için yılların geçmesi gerekti.