İpek duygu timzan

Yalan söyleme konusundaki diğer önemli merkez, beynin ön kısmında yer alan prefrontal korteks adlı bölgeydi. Bu bölge söylenen yalanı belirli bir mantık çerçevesine oturtmak ve duruma uygun sahte senaryolar üretmekten sorumluydu. Konuyla ilgili yapılan birçok beyin görüntüleme çalışmasında "yalan söyleme" anında bu bölgenin oldukça aktif bir şekilde çalıştığı gösterilmişti. Oldukça kompleks bir fizyolojik süreç olan "yalan söylemek" eyleminde başka merkezler de aktif bir şe- kilde rol almaktaydı. Ama bunlardan en önemlileri amigdala ve prefrontal korteks olup bu bölgelere yapılacak müdahaleler yalan söyleme analizi konusunda oldukça etkili olabilirdi.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Beyinle ilgili yapılan birçok bilimsel çalışma, konu yalan söylemek olduğunda beyinde iki temel bölgenin önemli olduğunu göstermişti. Bunlardan ilki amigdala, ikincisi ise prefrontal korteks adlı bölgeydi. Beynin ortalarında yer alan amigdala adlı bölge, "yalan söyleme eylemi" sırasında kişinin duygu durumunda meydana gelen değişiklikler açısından çok önemliydi. Yalan söylenirken oluşan heyecan ve endişe hissinin altında bu bölge yatmaktaydı. Hatta literatürde bu konuyla ilgili 1993 yılında yaşanmış ilginç bir vaka bulunmaktaydı. "Pinokyo Sendromu" olarak bilinen bu vakada, elli iki yaşındaki bir adam, bir toplantı sırasında yalan söyledikten sonra bayılmış ve epilepsi krizi geçirmişti. Tıpkı yalan söyledikçe burnu uzayan masal karakteri Pinokyo gibi bu adam da yalan söyledikçe bayılıyordu. Yapılan incelemeler bu durumun adamın beyninde oluşan bir tümörden kaynaklandığını göstermişti. Yalan sırasında meydana gelen amigdala aktivitesi bir şekilde bu tümör aracılığıyla bayılma ve epilepsi nöbeti oluşmasını tetikliyordu.
Yalan makinesi olarak da bilinen aletin takılı olduğu kişiler kendilerine sorulan soruya yanıt verdikleri sırada vücutlarında çeşitli fizyolojik değişimler meydana gelmekteydi. Bu fizyolojik değişimlere göre kişinin heyecan durumu hakkında bir fikir edinilebilirdi. Ama öfke, kızgınlık ve utanma gibi duygusal durumların oluşturduğu fizyolojik yanıtlar benzerdi. O nedenle bu cihazların güvenilirlik seviyesi çok yüksek sayılmazdı.
“ekosistem dediğimiz şey de tam da bu. Hayatın kendisi. Avcı olan her şey aynı zamanda potansiyel de bir avdır aslında. Tüm canlıların birbirine bağlı olduğu dairesel bir ip var sanki. İnsanın en büyük yanılgısı bu Galen. Kendisini merkezde sanması. Öyle bir merkez ki bu, tüm canlılar ve evren sanki insan denen bu memelinin etrafında dönüyormuş gibi. Oysa merkez diye bir şey yok. Herkesin rollerinin sürekli değiştiği devasa bir tiyatro sahnesinden başka bir şey değil bu gezegen. Yeni rolüne ne kadar hızlı adapte olursan o kadar çok hayatta kalacağın bir oyun sadece."
Beynindeki milyarlarca sinir hücresi arasında milyarlarca yol varmış gibi düşün. Bu yolların üzerinde de trafik lambaları var. Yeşil ışık yandığında aktivite artarken (glutama- muyarıcı etkisi) kırmızı ışık yandığında aktivite azalıyor (GA- BA'nın engelleyici etkisi). Alkolün beyindeki en önemli etkilerinden biri de kırmızı ışıkların sayısını artırırken yeşil ışıkların sayısını azaltmak oluyor. Yani her yerde kırmızı ışık olduğundan hücreler arasındaki iletişim inanılmaz yavaşlıyor. Yani trafik kitleniyor. Bu nedenle de bir çok fizyolojik süreç sekteye uğruyor. Doğru düzgün konuşamıyorsun, mantıklı karar veremiyorsun ve dengeni bile sağlayamıyorsun. Benzer şekilde hafıza bölgesindeki iletişim de yavaşladığından yeni anı oluşturamıyorsun ve o nedenle alkollü olduğun zamanlarda ne yapmış olduğunu hatırlamakta zorlanıyorsun. Yani içtiğin her alkol, beynindeki tüm kırmızı ışıkları yakıp nöronlar arasındaki trafiği âdeta felç ediyor".