Arturo Bandini

Arturo Bandini
@Duysen
ODTÜ Matematik mezunu nev-i şahsına münhasır idealist ve kitapsever matematik öğretmeni
Öğretmen
Yüksek lisans
Bursa
Susurluk
41 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
"Gurur hayatın tozudur derler. Gururum nereye gitti?" Gurur yapmaktan, onura sığınmaktan çekinir oldum. Şeref, haysiyet üzerine amansız nutuklar atardım. İnsanları tanıdıkça doğrularımdan çekinir oldum. Adaleti tali yollarda, tökezleyip durduğum bozuk kaldırımlarda araken, hakkın bir gün tecelli edeceği günü sabırla bekliyordum. Bekleyişlerimin beyhude olduğunu içten içe biliyor fakat bunu bir türlü hazmedemiyordum. Değer yargıları yozlaşmış, samimiyet taşlaşmıştı. Menfaatler gerçekleri gölgelemiş, ızdırabımıza merhem olanlar birbir tükenmişti. Darbeler üst üste geliyordu. Yüzümüzdeki gülümseme yerini acı bir tebessüme bırakıyordu. Güven duygusu tarumar olmuş, içtenliğimiz kaybolmuştu. Sebepsiz yere insanları üzenler, ezilenlerin üzerinde gezenler, baş üstüne konmuştu. Artık yaşamdan ümit etmek anlamsızdı. İdeallerimiz kör kuyuları mesken tutan umut cellatlarının elinde yok olmuştu.
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
20 yaşında yenilmeyi öğrendim. aslında çok zamandır yeniktim. ama yenilgiyi kabullenmeyi öğrendim. yirmi bir yaşımda küçük şeylerden mutluluğu öğrendim hayattan çalmayı öğrendim küçücük anları yirmi iki yaşımda her zaman tekrar sevebileceğimi öğrendim yirmi üç yaşımda yaşadığım müddetçe istersem herkesten ve her şeyden bir şeyler öğrenebileceğimi öğrendim herkesin doğrusunun kendi inandıkları olduğunu öğrendim yirmi dört yaşımda hayatın ve sevginin, insanın detaylarda gizlendiğini öğrendim yirmi beş yaşında asıl olanın seni seviyorum demek değil sevginin yaşayarak, bakarak, görerek ifade edileceğini öğrendim, daha öğrenecek o kadar çok şey olduğunu öğrendim hayatımıza girenlerin birbir gittiğini sonunda kendimizle baş başa kaldığımızı yalnız gelip, yalnız gitmek zorunda olduğumuzu öğrendim ve son nefeste eğer sevgiyle elimizi tutan bir kişi varsa yanı başımızda çok ama çok şanslı olduğumuzu öğrendim birileri gittikten sonra dövünmenin fayda etmediğini yanımızdaki, çevremizdeki insanları kaybetmeden önce farkedip görmemiz gerektiğini öğrendim çocukları sevmeyi öğrendim kim olduklarını bilmeden tanımadan her çocuğu ıçimdeki çocuğun sesini dinlemeyi öğrendim geceleri ınsanın vicdanını susturamayacağını öğrendim ne yaparsam yapayım gece rahat yatabilirsem eğer yaptığımın kendimce doğru olduğunu öğrendim elimdeki her şeyi versem de dünü getiremeyeceğimi
Edebiyat
Ben kimim diye sorduğum gecelerin birindeyim. Kabuslarımın ve mahvoluşlarımın tam orta yerindeyim. Haset insanların hasat edildiği dünyada benliğim ve kahrolası kimliğimle yapayalnız bir kimseyim. Anlaşılması zor duygularımın, dünyanın gerçeklerine uymayan sancılarımın beni mağlup ettiği, kötülüklerinin farkına dahi varamayan insanların her yeri ve herkesi zapt ettiği bir kuledeyim. Şu an yüksek bir yerde güzel insanlara el sallıyorum. Gelmeyeceklerini biliyorum. Avuntularımdan ve hezeyanlarımdan bir türlü sıyrılamıyorum. İnsanların derdi nedir bilmiyorum. Onların önyargılarına takılıp, önünü dahi zor gören, ne yapacağını bilemeyen, tek başına kalmışların, kimsesizlerin, kırılmışların ve umutsuzların izinden gidiyorum. Bu kadar kötü bir dünyada iyi kalabilmenin, insan olabilmenin ağırlığını taşıyor, bazen insanım diye gezenlere iğrenerek bakıyor, mutsuzluklarının ve acziyetlerinin acısını bizlerden çıkarmaya çalışan küçük insanları görerek güzel günleri umut etmeme şaşırıyorum. Umut belki de kötüdür. Belki de hiç olmamıştır. Olması istenir. Karanlık gecede güneşi aramak gibidir. Güneş ise sadece ışığı arayanlar için iyidir. Rehberi karanlık olanlar aydınlığı reddederler. Herkesi kendi gibi bilme ve kendine benzetme eğilimindedirler. Uykuları kaçırır, diğer insanların mutsuzluğuyla avunurlar. Gerçek trajedi onların eseridir, çünkü ben büyüdüm ben oldum zannedenler en büyük umutsuzlukları ve en büyük yalanları savunanlardır. Onlar ışıktan korkanlardır. Onlar “kişi kendinden bilir işi” tezini savunanlardır. Bilmiyorum diyebilseler, işi ehline bırakabilseler, benlik duygularının esiri olmaktan kurtulabilseler, insanları üzmekten ve kırmaktan uzak durabilseler her şey daha güzel olurdu. İmkansız olayların olasılığının sıfır olması gibi bu insanlar da bu dünya için koca bir
Edebiyat
yalancılardan nefret ediyorum. üç kuruşluk aklıyla insanları kandırmaya çalışan insanların pişkinliğinde boğuluyorum. yüzüne gülen arkandan iş çeviren insanlardan iğreniyorum. özellikle soruyorsun ne oldu diye? ya şöyle oldu böyle oldu, seninle hiç alakası yok diyorlar. birazcık cesaret ve iyi niyet olsa keşke. kahpelik yapmaktan imtina etmeyen insanların sırf o an durumu kurtarabilmek adına dürüst olamaması beni dehşete düşürüyor. halbuki ben "insan gerçeklere katlanabildiği kadar güçlüdür." mottosuna sıkı sıkıya sarılan biriyim. beni gerçekler değil yalanlar bitiriyor. diyalog her şeyi çözer diyenler insanları zerre tanımıyorlar. çünkü insanlar doğruları söylemekten kendiyle yüzleşmekten kaçan son derece aciz yaratıklar.
Felsefe