Horasandan geldik, atların sırtında... çok işler geçti başımızdan. Kadınlara, çocuklara dokunmadık. Sevdalara, gönüllere dokunmadık. İncitmedik anaları. Budur bizim töremiz. Omür geldi gidiyor, bunu yapamam. Bunu da yaparsam bu son olacak.
Her şey bitecek. Insanlığımız gidecek.
"Aaah," dedi, "ah Kerem, aaah Kerem... Boğa bu gece yürüyecek mi? Hızır gelecek mi? Bizim semtimize bundan böyle ne boğa, ne Hızır, ne de Ali uğrar. Hepsi ellerini bizim elimizden çektiler. Ah Kerem, aaah!"
Haydar Ustanın anlamadığı, hiçbir zaman da anlayamayacağı bir şeyler olup bitmişti. Insanlar, Çukurova, sihirbazın çubuğu değmiş gibi bir değişmiş, ak kara, kara ak oluvermişti.
Ama bu iş bir anda oluvermişti. Kimse kimseyi tanımıyordu.
Sular, ağaçlar, tepeler, ormanlıklar da degişivermişti. Bir bakmışsın uçsuz bucaksız bir gölün, bir bataklığın, bir büklüğün yerinde bir orman gürlemiş çıkmış. Göz açıp kapayıncaya kadar, ekini biçip döven, çuvallayıp tarlanın ortasına atan dev böcek-ler... Demirden, ateş yutan böcekler. Vesuphanallah... Süphanal-lah, süphanallah!