Ölüm, onun için artık sabahları yedi buçukta yatağından kalkmamak, Rezzan'ın azarlarını dinlememek, Sevgi'nin sevgililerini düşünmemek, Işık'ın göbeğiyle uğraşmamak, evin bitmez tükenmez dertlerini duymamak, en sıcak günlerde bile kravat takmak zorunda kalmamak, kolalanmamış bir gömlekle dairedeki masasına oturmayı ayıp saymamak, yıllarca aynı kahvaltıyı edip aynı saatte, aynı yollardan geçerek, aynı daireye gitmemek, bir sürü saçmasapan yazıyı okumamak, küçüklerinin ikiyüzlülükleriyle büyüklerinin aptallıklarını görmemek, maaşların artırılıp artırılmayacağından başka konuşacak lakırdıları olmayan arkadaşlarını dinlememek, Daktilo Nermin'in cömertlikle sunduğu göğüslerine karşı mevkiinin baskısını duymamak, otobüste ayağına kabaca basan, üstelik de küfreden bir terbiyesizin yüzüne memurluk makamını sarsabilecek bir olaya sebep olmak korkusuyla çaresizlik içinde bakakalmamak, bir budalaya budalalığını, bir ahlaksıza ahlaksızlığını söyleyemeyip boynunu eğmemek, pekâlâ tokatlayabileceği dayak yemek için doğmuş birini tokatlayamayıp karşısında kollarını kavuşturmamak, aynı saatte işinden çıkıp aynı yollardan geçerek aynı eve girmemek, aynı bunaltıcı hava içinde aynı sofraya oturup aynı kadının yanında uyumamaktan başka bir şey değildi.