Sevgili Serra'mız bu kitapla Ankara'dan İstanbul'a taşındı ve on beş günlük tatil bitiminde her ne kadar döneme kötü bir başlangıç yapmış olsa da, çarçabuk uyum sağladı ve yapılan etkinlikler onu dipdiri tuttu. Hiç tanımadığı bir kentte, tanımadığı bir okulda bulunmanın getirmiş olduğu çekingenlik, tüm benliğini kaplamıştı. Bu kitapta onun eski Serra'yı bulmasını okuyoruz ve tabii var olan kişiliğine yeni kazanımlar serpiştirerek...
Elbette eski okulundan ayrılmanın üzüntüsünü yaşadı, taşındığı koca şehire ve belirsizlikler içindeki okuluna alışmada güçlükler çekti. Yeni arkadaşlar edinmenin zorluğunu yaşarken kendine güvenmenin o müthiş hazzını tattı. Ne demişti hem Derya teyze... “Kendine inanmak zorundasın, aksi halde hayat boyu sana el uzatacak birini beklersin.” Bu uğurda verdiği yaman mücadele pek tâbi meyvesini verdi, zor da olsa başardı. Sonra sevgili öğretmeni Mualla Hanım'ın sayesinde 'düşünme' nin önemini, kendi deneyimleriyle fark etti. Sorular sorarak kendini tanımaya başladı. Onun cümleleriyle:
“Sanki çeşitli ağaçların karmaşıklaştırdığı ormanın içindeki yüksek otları yara yara patikamı bulmuş gibi hissediyorum kendimi. Daha alacak çok yolum var ama en azından patikanın başlangıç noktasını buldum. Böyle olunca da, doğru yolda ilerlediğimi biliyorum ve bu da bana güç veriyor.”
Yeni gelen karakterlerden bahsetmemek olmaz:
Melis ile Esin. Sınıfın sosyetikleri, ilgi alanları şık giysiler, pahalı yerler... Serra onların yaşamına pek ayak uyduramadı ama ikisini de çok sevdi.
Aylin ile Simten. İlgi alanları Basketbol ve basketçiler. Serra onlarla bir yakınlık tesis etmeye çalıştı ancak sonuç başarısız.
Dilek ile Sıla. En yakın arkadaşlar. Dilek kıvır kıvır saçları olan, neşe dolu bir kız. Sıla, onun yanında biraz soluk kalıyor ama, çok güzel ve derin bir