GÜNEŞ AY

GÜNEŞ AY
LÜTFEN GERKSİZ YERE PROFİLİME GİRİP BANA MESAJ GÖDERMEYİN TAKİP ETMEDİĞİM KİŞİLER HEM SİZE NE BENİM FOTORAFIMDAN
İSTANBUL
BALIKESİRR-BİGADİÇ, 9 Mayıs
20 okur puanı
Temmuz 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·384 syf.··
2022 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2022 16:48
Sevgili Serra'mız bu kitapla Ankara'dan İstanbul'a taşındı ve on beş günlük tatil bitiminde her ne kadar döneme kötü bir başlangıç yapmış olsa da, çarçabuk uyum sağladı ve yapılan etkinlikler onu dipdiri tuttu. Hiç tanımadığı bir kentte, tanımadığı bir okulda bulunmanın getirmiş olduğu çekingenlik, tüm benliğini kaplamıştı. Bu kitapta onun eski Serra'yı bulmasını okuyoruz ve tabii var olan kişiliğine yeni kazanımlar serpiştirerek... Elbette eski okulundan ayrılmanın üzüntüsünü yaşadı, taşındığı koca şehire ve belirsizlikler içindeki okuluna alışmada güçlükler çekti. Yeni arkadaşlar edinmenin zorluğunu yaşarken kendine güvenmenin o müthiş hazzını tattı. Ne demişti hem Derya teyze... “Kendine inanmak zorundasın, aksi halde hayat boyu sana el uzatacak birini beklersin.” Bu uğurda verdiği yaman mücadele pek tâbi meyvesini verdi, zor da olsa başardı. Sonra sevgili öğretmeni Mualla Hanım'ın sayesinde 'düşünme' nin önemini, kendi deneyimleriyle fark etti. Sorular sorarak kendini tanımaya başladı. Onun cümleleriyle: “Sanki çeşitli ağaçların karmaşıklaştırdığı ormanın içindeki yüksek otları yara yara patikamı bulmuş gibi hissediyorum kendimi. Daha alacak çok yolum var ama en azından patikanın başlangıç noktasını buldum. Böyle olunca da, doğru yolda ilerlediğimi biliyorum ve bu da bana güç veriyor.” Yeni gelen karakterlerden bahsetmemek olmaz: Melis ile Esin. Sınıfın sosyetikleri, ilgi alanları şık giysiler, pahalı yerler... Serra onların yaşamına pek ayak uyduramadı ama ikisini de çok sevdi. Aylin ile Simten. İlgi alanları Basketbol ve basketçiler. Serra onlarla bir yakınlık tesis etmeye çalıştı ancak sonuç başarısız. Dilek ile Sıla. En yakın arkadaşlar. Dilek kıvır kıvır saçları olan, neşe dolu bir kız. Sıla, onun yanında biraz soluk kalıyor ama, çok güzel ve derin bir
1000Kitap
Arkadaşlar Arasındaİpek Ongun · Artemis Yayınları · 201211bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi
Hayatınıza küçücük de olsa dokunan insanları bilirsiniz.O insanlarla zaman daha kıymetlidir. Peki hayatınızdan zaman çalanları bilir misiniz? Eminim ki farkında değiliz. Eskiden bir günde alınan yollar şimdi en cok 5 saatte alınıyor. Eskiden günlerce süren işlerimiz şimdi çabucak bitiyor. Eskiden haftalarca sürülen tarlalar şimdi bir gunde sürülüyor. Hiç düşündünüz mü iş zamanı kısaldığı halde neden bize zaman yetmiyor? Neden hayatımızdan bunca kolaylığa rağmen zevk alamıyoruz? Neden bizim bazı güzellikler için zamanımız yok? Cevapları çok da uzaklarda değil aslında. Tüketim çılgınlığı, acelecilik, insani değerlerle yeterince ilgilenmeyişimiz. Hatırlıyorum da küçükken arabamız olamamasına rağmen akraba eş dost ziyaretlerine daha çok giderdik.şimdi ise daha kolay olduğu halde bir telefonu bile çok görebiliyoruz.halbuki imkanlar daha kısıtlıydı. Çocukluğumda bebeklerimizi bile kendimiz yapardık.hayal gücümüz en güzel oyuncağımızdı.elim elim öpelek oynardık mesela.beş taş,bilye,ip atlama,çelik çomak,... Şimdilerde sokaklarda çocukları nadir görür olduk. Kızıma bakıyorum herşeyi var ama sanki birşeyler eksik. Çocuklarımızı oyuncaklara boğuyoruz ama mutlu değiller.çünkü hayal kurmalarına bile fırsat vermiyoruz.kendi dalgamızla onlarıda sürüklüyoruz.daha ilkokuldaki çocukların ellerinde cep telefonları bu beni çok düsündürüyor.şekere boğuyoruz sevgiye boğacağımız yere.bizden bir şey istediğinde nedense hiç vaktimiz olmuyor.Anne ve babamıza bile vaktim yok diyebiliyoruz. Çalışıyoruz kazandıklarımızı harcayacak zaman bile bulamiyoruz. Yine de çalısıyoruz. Bir tatile giderken bile hep bir acelemiz var.bir an once hedefe ulaşmak.arada yolda durup harikaları seyretmiyoruz.gectiğimiz semtlerin yöresel lezzetlerine bile vakit ayırmıyoruz. Hafta sonu etkinliği diye AVM gezileri
1000Kitap
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,3bin okunma
10/10
·496 syf.··
2022 12. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2022 17:34
Bir Genç Kızın Gizli Defteri serisinin 5. kitabı İşte Hayat, İpek Ongun'un yine alttan alta evlilik gereklidir, olmazsa olmazdır mesajları verdiği bir kitaptı. Evliliğin mutlu olmak için gerekli olmadığını, insanların biriyle evlenmeden de birlikte yaşayabilecekleri ve mutlu olabileceklerini savunan birinin (bence) saçma argümanlarla geçiştirilmesi ve bunun anormal bir düşünceymiş gibi lanse edilmesi hoş değildi. Sadece bununla sınırlı değil ama en somut örnek buydu. Sözün özü, kitaptaki bu tarz mesajlar hoşuma gitmedi. Tabii bu, kitabı bitirmeme engel oldu mu? Olmadı. Kitabı yarım bıraktım mı? Bırakmadım. Hatta büyük bir merakla 6. kitabı da okuyacağım, orada neler denmiş diye. Bir de kitabın adı şimdi düğün zamanı olunca daha da bir artıyor insanın merakı. Kitapta herkes evlenmek zorundadır diye açık açık söylendiğini görürsem şaşırmayacağım, söz. Şimdi kitabı bu kadar gömdüm, neden 8 puan verdim? Çünkü akıcı bir şekilde yazılmıştı. Okunması kolaydı. Hızlı okudum, hızlı bitirdim. Ayrıca çokça alıntı da yaptım. Bu sayede okur puanımı da arttırdım (birkaç puan da olsa). Neden 8 puan verdiğimi de açıkladığıma göre (şu an bu açıklamayı oldukça gereksiz buluyorum) incelemeyi bitirebilirim. Sizlere iyi akşamlar sevgili 1000Kitap kullanıcıları. Buraya kadar okuduysanız kalp atmadan geçmeyin. <З
İşte Hayatİpek Ongun · Artemis Yayınları · 20126,6bin okunma
10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2021 13. kitabı
Sevgili Zeze; Bu satırları, çocukluğumdan yazıyorum sana. Tutsak bir çocukluktan yazıyorum; yoklugun aç bir canavar gibi, her şeyi yuttuğu bir dönemden. Canım Zeze; Ben de çocukken yaramaz bir çocukmuşum. Ama seninki gibi masum değil. Kırardım ben de camları, pencereleri. Sonra annemi kızdırır, uyur numarası yapar ve kalkıp, annemin komşular için hazırladığı kekleri gecenin bir yarısı yiyip, uyurmuşum. Tabi sabah kalktığımda evde bir curcuna. Annemden yediğim dayaklar, senin, babandan yediğin kadar kötü olmasa da, anne terliği denen o son model silahla vurulurdum hep ve annem gerçekten çok iyi bir nişancıydı. Her defasında beni vururdu mutlaka. Ve Canım Zeze; Senin Portuga gibi, benim de dedem vardı. Kendisi öğretmendi, tıpkı babam gibi. Ne zaman annemden dayak yesem ya da esnaftan azar işitsem, kendisine koşar, ona bütün yediğim dayakları ve azarları anlatırdım. Beni kucağına alır, öğütler verir ve oyunlar oynardı. Bazı geceler bize gelirler ve bizde kalırlardı. İşte o gecelerde ne kadar yaramazlık yaparsam yapayım, annem bir şey demezdi ( diyemezdi :)) ) Dedem izin vermezdi bana kızmasına annemin. Ve uyumaya gönderirken annem; dedeme, bana masal anlatması için yalvaran gözlerle bakardım. O da beni kırmaz, uyuyana kadar başımda bekler, saçlarımı okşar ve masallar okurdu. Ve uyurdum. Canım Zezem; Portuga'yı kaybetmenin vermiş oldugu acıyı, ruhunun en derinlerinde nasıl hissettiğini çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de dedemi elim bir trafik kazasında kaybettim. Okula giderken, karşıdan karşıya geçtiği anda, kör olası bir otobüsün altında kalmış ve oldugu yerde vefat etmişti. Bunu ilk duydugumda Zeze, o kadar yıkılmıştım ki, birkaç gün ağlayamamıştım bile. Hiçbir şey yemiyor ve içmiyordum. Bir gece dedemi rüyamda gördüm ve hıçkırıklarla ağladım. O kadar ağlamışım ki,
Edebiyat
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,3bin okunma