Warwick yine yürümeye başladı. Sıçanlar geri çekildiler.
Yükselen zeminin en tepe noktasına çıkıp arkaya doğru baktılar. Warwick önden çıkmıştı, Hall onun yüzünün bembeyaz olduğunu gördü. Çenesinden aşağıya salyalar akıyordu. "Oh Tanrım. Yüce Tanrım."
Ve kaçmak için arkasına döndü.
Hall hortumun başlığını açtı, basınçlı su Warwick'i göğsünden vurup onu tepeden aşağı, görüş alanının dışına savurdu. Warwick suyun sesini bastıran uzun bir çığlık attı. Parçalama sesleri duyuldu.
"Hall!" İnlemeler. Her yanı kaplayan muazzam bir ciyaklama.
"HALL, TANRI AŞKINA-"
Aniden ıslak bir koparma sesi duyuldu. Ardından bu defa daha zayıf bir çığlık daha. Çok büyük bir şey yer değiştirip ters döndü. Hall kırılan kemiklerin sesini duydu.
Nasıl bir sonar sistemi varsa bacaksız bir sıçan Hall'u buldu, üstüne atlayıp ısırmaya çalıştı. Gövdesi yumuşak ve sıcaktı. Hall hortumun üstüne tutup onu uzağa fırlattı. Hortumdaki suyun basıncı azalmıştı.
Hall tümseğin tepesine çıkıp aşağı baktı.