Birden nasıl bir gürültüyle öldüyse o şakacı dedem
kepenkler kapanıp mevlid okundu. Sular yürüdü.
Dediler ki, yer gök uğundu peşinden.
Ki alnına düşürürmüş o, göçmen saçlarını bir zaman
ve sevdiği kız sabah akşam
su gibi okurmuş Kur’an’ı yüzünden.
Bazıları şok edici bir olayın ardından ışıltılı geçmişlerinde hapsolurlar, öyle ki, yaşadıklarını ancak kendileri için büyük anlamı olan bir ânın içindeyken hissederler. Onlar için hayatın özeti bundan ibarettir. Üzerinden yıllar geçen o kısacık ânın içinde yaşamlarını anlamsızca sürdürdükleri sırada hem güzel hem de kötü anılar parmaklarının arasından kum gibi akıp gider. Hayatın akıp gittiğinin farkına bile varmadan geçmişte takılı kalan herkes —dedesi, annesi, o ve ben— yaşarken ya da ölüyken aslında sadece mazinin hayaletidir.