Bir kıyım oldu yaratılışın ilk döneminde. Kardeş kardeşe kıydı. Tamamen dürtüsel nedenlerden… İnsanın o mücadele etmesi gereken ilkel tarafı yüzünden. Karmaşık, girift, mükemmel bir yapıyı sıradanlaştıran, basitleştiren zayıf noktası... İnsanı ayartılabilir kılan tarafı, aynı zamanda iradeyi ve ihtiyarı çok kıymetli kılan taraf. İlk cinayetten sonra kan akıtma bir daha hiç durmadı. Büyük ırmaklar oluşturacak kadar aktı kan, hep aktı. Her aktığında bir de ilk failin hanesine yazdı. Bundan dolayıdır, ne zaman bir kardeş kanı söz konusu olsa Habil ile Kabil de birlikte anılır.
Büyük Irmaklardan Bile, kardeş kanının dökülmesini anlatan, içinde masalları ve sembolik değinileri olan bir distopya. Bu yüzden masalları Habil ile Kabil’e çıkıyor. Bu yüzden yerde ademoğulları gökte yine kargalar var. Okuyucu, masallara dokunan bu distopyada kargalarla birlikte izleyici pozisyonunda. Bu insanlığın yabancı olmadığı, çeşitli biçimlerde farklı coğrafyalarda tekrar tekrar yaşanmış ve yaşanan, muhtemelen yaşanmaya da devam edecek bir öykü.
Kendi halinde yaşayan bir topluluğa hep birileri gelip renk veya kafatası (ırk) farklılığından dolayı siz aslında başkasınız demiştir. Eğer ki o topluluk fazlasıyla homojen hale gelmiş, bozulmamış bir yapıdaysa bu farklılığa ikna olması zaman almıştır sadece. Bir ‘uzun bacaklı’nın gelip farklılaştırarak ayrılıkları belirginleştirmesiyle nifak tohumları ekilmiş olur (Yazarın bunu mecazi anlamının dışında tohumla anlatmış olması da bizlere göz kırpmasıydı). Daha sonrası o insanın içindeki yıkıcılığın köklerini oluşturan ilkel yanına kalır, hiçbir güçlü ses de “Durun! Siz kardeşsiniz” diyemez. Demeye çalışanı ortadan kaldırıp dayanışmanın, barışın, kardeşliğin sembolü ilan ederler akılla alay edercesine. İddia; o topluma barış, özgürlük, düzen, nizam