Emin K.

Emin K.
"Bilgeliğin arttığı yerde keder de artar ve bilgisini arttıran, derdini de arttırır."
Mühendis
Bursa
4.131 kütüphaneci puanı
1359 okur puanı
Nisan 2018 tarihinde katıldı
Puan vermedi·104 syf.··
2023 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2023 00:00
Yazarının yayımlanan ikinci öykü kitabı. Her ne kadar beklentim, ilk bir-iki kitapta kendine ait sesin ve özgün üslubun oluşmaması ve çeşitli acemilikler olabilmesi dolayısıyla düşük olsa da yazarın bunları büyük oranda geride bıraktığını görüyoruz. Bu bakımdan beklentimin üzerinde, iyi bir öykü kitabı okuduğumu söyleyebilirim. Kitap, iki temel kısımdan oluşuyor. İlk bölümde normal uzunlukta öyküler yer alıyor. İkinci kısım olan Oda Müziği’ndeyse tek sayfalık kısa minimal öyküler yer alıyor. Öykülerin genelinde metropol yaşamının içinde sıkışmış, kendi boğucu rutininde kaybolmuş, delirmek üzere olan insanları görüyoruz. Modern Soslu Makarna öyküsü bu delirmecenin postmodern tarzda ifadesi olsa da bu ilk öyküyü çok yeterli bulmadığımdan beğenemedim. İkinci öykü, 4.17, bir şarkının getirdikleriyle yapılmış kişisel bir deneyim muhtemelen. Düş ve melodi, deneyimleyen için güzel düet olmuştur hep. Bu öykü de yazarı için çok daha anlamlıdır. Üçüncü öykü Uçurtma Şenliği, Uçurtmayı Vurmasınlar adlı esere selam çakarak özgürlüğe ket vurulmasına dair yazılmış orta seviye bir öyküydü. Devamındaki öykülerden birkaçı; seksenlerdeki darbe döneminde ve doksanlardaki karanlık zamanlarda yaşanmış meşum hadiseleri referans alarak o dönemlere göndermeler yapan öyküler. Bu politik öykülerde, açıklama dilinin kullanıldığını ve yapılan göndermelerin çok fazla aşikâr edilmiş olduğunu görüyoruz. Yazarın kendini okura ifade etme çabası fazlasıyla ön plana çıkıyor. Bu da öykünün okurla arasındaki organik bağı zedelediğinden okurun, metni öykü olarak algılayarak doğal akışkan bir etkileşim kurmasına mâni oluyor. Politik öykülerin dışındaki diğer öykülerde ise bu kurmaca dilinin başarılı bir şekilde kurulduğu, okurun rahatlıkla benimseyip keyifle okuyabildiği öyküleri görüyoruz. Buradaki
Modern Soslu Postmodern MakarnaTurhan Yıldırım · İthaki Yayınları · 2023153 okunma
Reklam
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2023 3. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2023 22:03
Suya bakanın ona taş atma hevesi de olmuştur muhakkak. Bu heves; çocuklukta bir yarış heyecanıyla başlar, ilerde bazen maziyi yad etme bazen de içinde dövemediklerini dövmek şeklinde biçim değiştirerek varlığını sürdürür. Daha birkaç gün önce sahil kıyısında yanındaki çocuklarıyla taş sektirme yarışına tutuşmuş bir baba gördüm. Ustalık kesbedecek kadar dertli dövenler yani derdini dövenler kendi halinde kendi köşesinde yapıyorlardır bu sektirme işini. Aslına bakarsak çok umursamayız bu işi, çocukça gelir herkese, ciddiyetsiz yaklaşır gülümser geçeriz. Oysa her şeyin bir anlamı, nedenleri vardır. Merak etmeyin, bu işe methiyeler dizip onu göklere de çıkarmayacağım şimdi. Sadece Taş Sektirme Ustası’nı daha iyi anlayabilme çabama sizi ortak ediyorum. Taş Sektirme Ustası’nın bu uğraşını ve uğraşındaki maharetini başta gülümseyerek karşıladım. Tıpkı çevresinden aldığı tepkiyi aldı benden de. Çünkü en dışta olan içeridekine vakıf olamaz ve genele göre yargıda bulunur. Bu çocukça bir takıntı ya da divanelikti. Ama ‘deliliği’ne tutkuyla bağlı birisi vardı karşımızda. Öyle ki taşlardan bahsetmeye başladığında en umursamazın dahi meraklı ilgisini çabucak üzerine çekiyordu. Sahi dedikleri gibi divane miydi bu adam? Yazar Usta’nın deliliği tanımladığı gibi bir devrede takılıp kaldığı ve sürekli orada döngü yaşadığı doğruydu. Ama bu olsa olsa işi deliliğe vurma, gerçeğin acımasızlığından kaçmak olabilirdi. Yani bir savunma biçimi olarak delilik… Doğru ancak bu da cevabın tamamı değil. Onun deliliğinin bir de arifane yanı var. Tarkovski’nin delilerine benziyor fakat cesareti eksik. Onu ilk okumaya başladığımda eski Leyla ile Mecnun dizisindeki İsmail Abi’yi çağrıştırdı bana. Daha sonrasında da bu karakter İsmail Abigillerden dedim; uzaklara el sallayan, “o gemi gelecek” ümidiyle
Taş Sektirme UstasıResul Bulama · Şule Yayınları · 0234 okunma
Uyan Dostum Uyan!
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2022 18. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 11 Aralık 2022 21:51
Bir kıyım oldu yaratılışın ilk döneminde. Kardeş kardeşe kıydı. Tamamen dürtüsel nedenlerden… İnsanın o mücadele etmesi gereken ilkel tarafı yüzünden. Karmaşık, girift, mükemmel bir yapıyı sıradanlaştıran, basitleştiren zayıf noktası... İnsanı ayartılabilir kılan tarafı, aynı zamanda iradeyi ve ihtiyarı çok kıymetli kılan taraf. İlk cinayetten sonra kan akıtma bir daha hiç durmadı. Büyük ırmaklar oluşturacak kadar aktı kan, hep aktı. Her aktığında bir de ilk failin hanesine yazdı. Bundan dolayıdır, ne zaman bir kardeş kanı söz konusu olsa Habil ile Kabil de birlikte anılır. Büyük Irmaklardan Bile, kardeş kanının dökülmesini anlatan, içinde masalları ve sembolik değinileri olan bir distopya. Bu yüzden masalları Habil ile Kabil’e çıkıyor. Bu yüzden yerde ademoğulları gökte yine kargalar var. Okuyucu, masallara dokunan bu distopyada kargalarla birlikte izleyici pozisyonunda. Bu insanlığın yabancı olmadığı, çeşitli biçimlerde farklı coğrafyalarda tekrar tekrar yaşanmış ve yaşanan, muhtemelen yaşanmaya da devam edecek bir öykü. Kendi halinde yaşayan bir topluluğa hep birileri gelip renk veya kafatası (ırk) farklılığından dolayı siz aslında başkasınız demiştir. Eğer ki o topluluk fazlasıyla homojen hale gelmiş, bozulmamış bir yapıdaysa bu farklılığa ikna olması zaman almıştır sadece. Bir ‘uzun bacaklı’nın gelip farklılaştırarak ayrılıkları belirginleştirmesiyle nifak tohumları ekilmiş olur (Yazarın bunu mecazi anlamının dışında tohumla anlatmış olması da bizlere göz kırpmasıydı). Daha sonrası o insanın içindeki yıkıcılığın köklerini oluşturan ilkel yanına kalır, hiçbir güçlü ses de “Durun! Siz kardeşsiniz” diyemez. Demeye çalışanı ortadan kaldırıp dayanışmanın, barışın, kardeşliğin sembolü ilan ederler akılla alay edercesine. İddia; o topluma barış, özgürlük, düzen, nizam
Büyük Irmaklardan BileGüray Süngü · Ketebe Yayınları · 2022505 okunma
Puan vermedi·608 syf.··
Beğendi
·
2021 33. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2021 20:34
Kehribar Geçidi, halk arasında Yedi Uyurlar, Ashab-ı Kehf isimleriyle bilinen yedi insan ve bir köpeğin kıssasından esinlenerek oluşturulmuş bir kurgu. Esinlenme diyorum çünkü hikâyenin aslı tam olarak bilinmiyor. Çeşitli din ve dillerde, kahramanları çeşitli isimlerle başka başka anlatılan bir öykü bu zira. Gerek Hristiyanlıkta gerekse İslam’da değeri olan bir yaşanmışlık… Protestanlığın yükselişiyle Hristiyanlıkta itibarının sarsıldığı söylense de Kur’an’ı Kerim’de Kehf Sûresi’nde ana hatları verilen bu kıssa değerini halen korumakta. Tarsus’taki Ashab-ı Kehf mağarasını ziyaret ettiğimde bilgilendirme panosundaki isimler dikkatimi çekmişti. Çünkü bu isimler İranlılar’ın Mardan Anjolos (Men of Anjolos) serisinde daha farklı isimlerle anlatılmıştı. Ayrıca olayların yaşandığı bölge de farklıydı. Daha sonra yaptığım araştırmada gördüm ki bu hikâyenin detayları ve yaşandığı yer tam olarak bilinmediği için efsaneleşen, başkalaşan çok kısmı var. Olayların yaşandığına isnat edilen 33 tane şehir varmış dünyada. Bunlardan dört tanesi de Türkiye’de (Selçuk (Efes), Afşin, Tarsus ve Lice) bulunuyor. Detaylar bu kadar bilinmezken, hikâyede bu kadar boşluklar varken, ‘evren boşluk kabul etmez’ hükmü gereğince boşluklar türlü şekilde doldurulmuş. Efsaneye varan söylenceler bile ortaya atılmış. Halbuki Kur’an’da sayı hakkında bile net bir şey söylenmiyor. Tek bildiğimiz; inancından dolayı zulüm gören gençlerin kaçarak bir mağaraya sığındığı ve orada 309 yıl uyuyup sonra uyandığı. “(Sonra gelenler) bilmedikleri konuda karanlığa taş atar gibi tahminler yürüterek, “Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir” diyecekler; “Beş kişidir, altıncıları köpekleridir” diyecekler. “Onlar yedi kişidir, sekizincisi köpekleridir” diyecekler. De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir.
Kehribar Geçidi (Ciltli)Nazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 20213,558 okunma
Ruhun Dirilişi: Vicdan, Adalet, Merhamet
Puan vermedi·592 syf.··
2021 13. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2021 22:41
Diriliş, Tolstoy’un yetmişinde kaleme aldığı ve ölümünden önce yayınladığı son büyük romanı. Hesaplaşmaları içinde en çetin ve sert olanı aynı zamanda. Romanı 1899’da yayınlanmaya başlasa da O, 1889’un aralık ayında “Koni’nin romanı” diyerek ilk satırlarını yazmaya başlamış. Koni’nin romanı diyor çünkü romanın kurgusunun esinlendiği olayı, arkadaşı Koni, 1887’nin Haziran’ında ona meslek hayatının en tuhaf hikayesi olarak anlatmıştı. Tabi bu olayı birebir alıp anlatmamış Tolstoy, ancak hikâyenin ana omurgası bu olayda saklı. Tolstoy’un bu öyküden bu kadar etkilenmiş olmasında muhtemelen vicdanının da payı vardır. Çünkü o da gençliğinde halasının evindeki bir hizmetçiyi ayartarak genç kızın hayatını değiştirmişti. Anlatılan trajik öyküyle birlikte vicdanı onu bir hesaplaşmaya çağırmış olmalı. Kurguda ayrıca Tolstoy’un inancıyla hesaplaştığını da söyleyebiliriz. Tolstoy, bir ara (2-3 yıl kadar) dini vecibelerini yerine getiren bir Ortodoks profili çizse de sonrasında bir şeylerin yanlış olduğu, gerçek Hristiyanlığın ve İsa Peygamber öğretisinin kilisedeki gibi olmadığına yönelik itirazlarda bulunmaya başlıyor. Zamanla bu itirazların tonu ve şiddeti de artıyor. Kimi zaman idare edilse, görmezden gelinse de kimi zaman bu tutumu eleştirilse de ona yönelik bu konuda net bir adım atılmıyor. Ancak Tolstoy bu fikirlerini Diriliş’te de açımlayıp kilise ayinlerinin bazı sembolik ritüellerini de alaya alarak anlatınca hem kitabı hem de kendisi aforoz edilmiş. Tolstoy’un çok etkilendiği arkadaşı Koni’nin anlattığı olaya bakarsanız, olayın ana karakteri hayatı mahvolan Rosalie Oni’dir. Ancak ben merkezli bir yazar olan Tolstoy, diğer romanlarında olduğu gibi yine kendisini bu romanında da bir karakterle var ettiği için biz romanı, Tolstoy’un romandaki yansıması Nehludov’un
DirilişLev Tolstoy · Can Yayınları · 201921,5bin okunma
Reklam