Suya bakanın ona taş atma hevesi de olmuştur muhakkak. Bu heves; çocuklukta bir yarış heyecanıyla başlar, ilerde bazen maziyi yad etme bazen de içinde dövemediklerini dövmek şeklinde biçim değiştirerek varlığını sürdürür. Daha birkaç gün önce sahil kıyısında yanındaki çocuklarıyla taş sektirme yarışına tutuşmuş bir baba gördüm. Ustalık kesbedecek kadar dertli dövenler yani derdini dövenler kendi halinde kendi köşesinde yapıyorlardır bu sektirme işini. Aslına bakarsak çok umursamayız bu işi, çocukça gelir herkese, ciddiyetsiz yaklaşır gülümser geçeriz. Oysa her şeyin bir anlamı, nedenleri vardır. Merak etmeyin, bu işe methiyeler dizip onu göklere de çıkarmayacağım şimdi. Sadece Taş Sektirme Ustası’nı daha iyi anlayabilme çabama sizi ortak ediyorum.
Taş Sektirme Ustası’nın bu uğraşını ve uğraşındaki maharetini başta gülümseyerek karşıladım. Tıpkı çevresinden aldığı tepkiyi aldı benden de. Çünkü en dışta olan içeridekine vakıf olamaz ve genele göre yargıda bulunur. Bu çocukça bir takıntı ya da divanelikti. Ama ‘deliliği’ne tutkuyla bağlı birisi vardı karşımızda. Öyle ki taşlardan bahsetmeye başladığında en umursamazın dahi meraklı ilgisini çabucak üzerine çekiyordu. Sahi dedikleri gibi divane miydi bu adam? Yazar Usta’nın deliliği tanımladığı gibi bir devrede takılıp kaldığı ve sürekli orada döngü yaşadığı doğruydu. Ama bu olsa olsa işi deliliğe vurma, gerçeğin acımasızlığından kaçmak olabilirdi. Yani bir savunma biçimi olarak delilik… Doğru ancak bu da cevabın tamamı değil. Onun deliliğinin bir de arifane yanı var. Tarkovski’nin delilerine benziyor fakat cesareti eksik. Onu ilk okumaya başladığımda eski Leyla ile Mecnun dizisindeki İsmail Abi’yi çağrıştırdı bana. Daha sonrasında da bu karakter İsmail Abigillerden dedim; uzaklara el sallayan, “o gemi gelecek” ümidiyle
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanın içinde dişliler var bence. Tıkır tıkır çalışıyorlar. İçlerinden biri kırılmayagörsün, hep aynı yerde takılıp kalır insan. Döner durur, dolap beygiri gibi. Hele bu dişli yaşlıyken kırılmışsa o zaman gençliğinde neyle meşgul olmuşsan o çıkar ortaya.