Yoğun hayat biçimimiz hepimize dar bir alanda tanımlanmış bir rol veriyor, buna bağlı olarak da ruhumuzdaki unsurları geliştirmeye yönelik yaratıcı eylemler de ancak o rolün sınırları içinde olabiliyor. Ruhumuzun bu sınırlı alan dışındaki bölgeleri de ziyan edilmiş oluyor. Tabii bir de iletişim eksikliği. Bu da psikolojik ve sosyolojik faktörlerin birleşip korkuyu, güvensizliği, ahlâki tabansızlığı üretip umudun yok olmasını sağlıyor.
"... Dirlik düzenlik içindeki bir çağın müziği dingin ve şen, yönetimi uyum içindedir. Huzurdan yoksun bir çağın müziği ise telaşlı ve vahşi, yönetimi eğri yoldadır. Yıkılmakta olan bir devletin müziği duygusallık ve hüzün doludur, hükümeti de tehlike içindedir” (Li Bu, Ve Bahar ve Güz).
İnsanın başka insanlara acı vermeden yaşayabilmesi için bir ideali olmalı; manevi ve ahlâki bir ideali.
İyi ahlâk insanın içindedir. Toplumsal ahlâk değerleriyse bize dışarıdan öğretilendir. İnsanların içinde iyi ahlâkın olmadığı yerde toplumsal ahlâk değerleri çürümeye, iflas etmeye ve yok olmaya yüz tutar. İyi ahlâkın olduğu yerdeyse dış yaptırıma hiç gerek yoktur,
Bir yazar, yeteneğine rağmen yazdıklarını basacak kimse yok diye yazmayı bırakırsa o zaten yazar değildir. Bir sanatçı, yeteneğiyle birlikte devamlı ve bitmek tükenmek bilmeyen yaratma arzusuyla diğerlerinden ayrılır.