Filozofların aslında çok canları sıkılan ve bu sıkıntılarını dünyaya bir çok soru işareti miras bırakan kişiler olduğunu düşünüyorum. Bu kitap size cevapları vermiyor sadece daha çok soru sormanızı sağlıyor. Warburton, sanki bir akşam yemeğinde yan yana gelmesi imkansız devleri aynı masaya oturtmuş gibi anlatıyor. Felsefe, cevap bulmak değil, cevabın kendisinden şüphe etmektir.Önemli olan her şeyi bilmek değil; neyi bilmediğini, neden bilmediğini anlamaktır.Kitaptaki her bir karakter, aslında kendi döneminin mahalleli tarafından "Yine mi bu?" denilerek yol değiştirilen tipleri.Sokrates tarihin ilk trolü olabilir bence çünkü adamın tek derdi, insanların bildiğini sandığı şeyleri aslında bilmediğini onlara kanıtlayarak huzurlarını kaçırmak.Platon aslında tarihin ilk sinema eleştirmeniymiş. "Dışarıda devasa bir gerçeklik var ama siz burada duvardaki gölgelere (bugünün tabiriyle sosyal medya akışına) bakıp hayatı o sanıyorsunuz" diyerek binlerce yıl öncesinden bizi uyarmış. Eğer hayatı bir düzlem olarak değil de, sürekli kazılması gereken bir kuyu olarak görüyorsanız; Warburton size en iyi kazma küreği veriyor. Machiavelli, "Aslan gibi güçlü, tilki gibi kurnaz ol" derken aslında plazalardaki kariyer savaşlarını 500 yıl önceden özetliyor. Felsefe bir spor dalı mı yoksa sıkıcı bir akademik disiplin mi kararı siz verin. Bu kitabı okuyunca dünyayı kurtarmayacaksınız ama en azından bir akşam yemeğinde ortamın havasını (ve muhtemelen arkadaşlığınızı) bozacak kadar bilgi sahibi olacaksınız.Bu kitabı bitirmek, bir maratonu tamamlamak gibi. Ama bitiş çizgisinde madalya değil, daha büyük bir soru işareti var. Hiçbir filozof bir öncekini tam olarak haksız çıkarmadı; sadece dünyayı görmemiz için bize yeni birer gözlük bıraktılar. Nigel Warburton’ın Felsefenin Kısa Tarihi eseri bir