Günümüz dünyasına baktığımızda, İngiliz İmparatorluğu –o efsanevi "üzerinde güneş batmayan" yapı– olmasaydı, bugünkü küresel sistemin var olmayacağı bariz bir gerçek. Ferguson'un kitabında bu imparatorluğu, o yılların en iddialı start-up projesi gibi düşünebilirsiniz: Sınırlı kaynaklarla başlayan bir girişim, yabancı topraklardan "yatırım" toplayarak devleşiyor. İngilizler, her şeyi diğer ülkelerden alıyor –Portekizlilerden gemi yapımının ustalıklarını (karavellerin okyanuslara meydan okuyan tasarımları), Hollandalılardan finansal inovasyonları (Amsterdam borsasının kopyalanmasıyla doğan Londra'nın mali gücü), Fransızlardan ise stratejik deha ve kültürel incelikleri (Napolyon'un Waterloo'daki yenilgisiyle kazanılan Avrupa hakimiyeti). Bu süreç, Nietzsche'nin "güç istenci"ni hatırlatıyor: Zayıf görünen bir ada ülkesi (Britanya), kıta imparatorluklarının (Fransa, İspanya) gücünü emerek üstün geliyor.Peki, Çin'i nereye koyacağız? Ferguson'un kitabında Çin'e dair belirgin bir kıyaslama hatırlamıyorum, ama üzerine düşünülmeli: Çin, geleneksel anlamda emperyal bir devlet değil; Konfüçyüsçü "uyum" felsefesiyle yönetilen bir medeniyet. Yine de, günümüz "Kuşak ve Yol" girişimleriyle Britanya'nın ticaret ağlarını andıran bir yayılma gösteriyor. Kolay cevap yoktur, ama bugün neden tüm dünya İngilizce konuşuyor?Ferguson, bunu imparatorluğun dilsel hegemonyasıyla açıklıyor –İngilizce, sömürge okulları ve medya yoluyla yayıldı, tıpkı Roma'nın Latincesi gibi.bu kitap sizi şaşırtabilir, çünkü Britanya'nın "hırsızlığı"nı bir yaratıcılık öyküsüne dönüştürüyor. Bu konuda daha derine inmek için bana yazabilirsiniz