Esma Nur

Esma Nur yorumladı.
Evlilikte eşine doğru yolu göstermek, erkeğin görevidir.* Çünkü erkekler Kur'an'da *"kavvam"* olarak nitelenir. *Hem koruyup gözeten hem de dinen öğreten konumundadır. _Hanımlar, "ben bu adamı düzeltirim" dememeli. *"Bu adam bana ne öğretebilir?"* diye sormalıdır._ _Kendinden olgun olmayan erkekle evlenen kadınların çoğu, sonunda yıpranmış ve pişman olmuş halde buluyor kendini._ _Eşiniz size *yol gösterebilecek bilgelikte* olmalı. Yoksa hem kendinizi hasta edersiniz hem de yıllarınız heba olur...
Hayata Dair
'Kavvam' kelimesini bu şekilde yorumlamak hem erkeğe fazla yük yüklemek,hemde kadının ahlaki iradesini ve olgunluğunu küçümsemek olmaz mı Hocam..
Sabaha karşı oturup ağladınız Çünki sizin aşkınız vardı Kurumuş çiçekleriniz vardı Aşina yıldızınız gökte Oturup çok çok ağladınız Ağlayıp iyi ettiniz Size imreniyorum çünki Çünki ölümsüz gibiyim yalnızlığımda Çünki yalnızlığımda öyle güzelim Anonim..
İslam alimlerine göre, varlık [Allah ve alem] hakkındaki bilgilerimizi, duyular, doğru haber ve akıl olmak üzere üç yolla elde ederiz. Bu üç vasıtanın her biriyle, kesin ve zorunlu bilgi edinmek mümkündür. Her bilgi kaynağının kendine has bir bilgi alanı vardır. O alanın bilgisi ancak onunla ilgili kaynak vasıtasıyla elde edilir.
Bilgi kaynakları arasında akıl ve duyu yanılmaları mümkün olduğu gibi, haberin de hem doğru hem de yalan ve yanlış bilgi vermesi mümkündür. İslam alimleri bunun farkında oldukları için, sadık [doğru] haber tabirini bilinçli olarak kullanırlar. Sadık haber, diğer adıyla mütevatir haber demek olup, böyle bir haberin sağladığı bilgi, duyu bilgisiyle aynı düzeyde ve güvenilirlikte kabul edilir.
ثُمَّ تَقُولُ : لَا تَتَنَاقَضُ فَضَايَا العُقُولِ، وَإِنَّمَا اخْتَلَفُ العُقَلَاءُ فِيمَا بَيْنَهُمْ إِمَّا لِقَصُورِ عَقْلِهِم عن بلوغ دَرَجَةِ النظر، أو لتقصيرهِمْ فِي شَرَائِطِ النَّظَرِ، فَيَحْكُمُ بَعْضُهُمْ بِالْهَوَى وَالظَّنِ ويَدْعِي أَنه يَحْكُمُ بِالعَقْلِ ؛ كَجَمَاعَةِ سُيْلُوا عَنْ كَمْ ثَلَاثَةٌ فِي ثَلَاثَةِ؟ لَا يَخْتَلِفُونَ فِي جَوَابِهِمْ أَنَّهُ تِسْعَةٌ. وَلَوْ سُئِلُوا : كَمْ ثَلَاثَةَ عَشَرَ فِي ثَلَاثَةَ عَشَرَ ؟ رُبَّمَا يَخْتَلِفُ جَوَابُهُم فِي ذَلِكَ، لِمَا قُلْنَا، لا لاختلافِ قَضِيَّةَ الْعَقْلِ فِي هَذَا الْعَدَدِ. وَاعْتَبِرْ هَذَا يَنظُرِ الْعَيْنِ ، فَإِنَّ القَمَرَ لَيْلَةَ الْبَدْرِ لَا يَخْتَلِفُ فِيهِ النُّظَارُ، أما الهلالُ في أَوَّلِ الشَّهْرِ فَرُبَّمَا يَقَعُ فِيهِ الاخْتِلَافُ إِمَا لِقُصُورِ النظر أو لَتَقْصِيرِ النَّاظِرِ، فَكَذَا هَذَا.
Şunu hemen belirtmeliyiz ki akılların verdiği hükümler birbiriyle çelişmez. Akıl sahiplerinin görüş ayrılığına düşmesi ya akıllarının ilmi tefekkür seviyesine ulaşamaması veya kendilerinin ilmî tefekkür şartlarını tamamıyla yerine getirmemesi sebebiyledir. Böylece bazıları akılla hükmettiklerini ileri sürdükleri halde gerçekte kendi his ve tahminlerine göre fikir beyan ederler. Meselâ bir topluluğa, "Üç kere üç kaç eder?" diye sorulsa "dokuz" cevabını vermekte farklılık göstermezler. Fakat aynı gruba, "On üç kere on üç kaç eder?" diye sorulsa bunun cevabında ayrı ayrı sonuçlar beyan edebilirler. Bunun sebebi biraz önce açıkladığımız hususlardır, yoksa söz konusu sayı konusunda aklın vereceği hükmün değişik olabileceğinden değildir. Bu hususu gözün görebileceği bir hadise ile mukayese edebilirsin: Olgun devresindeki aya (dolunaya) bakanlar hiçbir ihtilafa düşmedikleri halde aybaşındaki hilâlin varlığı konusunda aralarında görüş ayrılığı meydana gelebilir. Bunun sebebi ya gözlemin yetersizliği veya bakan kimsenin hatasıdır. Üzerinde durduğumuz mesele de aynen bunun gibidir..