Urbek

Sonsuza kadar ağlayabilirdim.
Reklam
Artık ne mutlu ne de mutsuzum. Her şey geçip gidiyor. Bu zaman kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde “insan” dünyasında tek gerçek bu. Her şey geçip gidiyor
Buna nasıl tahammül ediyorlar? Her gün pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, hatta siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar? Bu kadar katı egoist olabilirler mi?  İşlerin böyle olması gerektiğinden o kadar eminler ki kendilerinden bir kez bile şüphe duymuyorlar mı? Eğer öyleyse, sanırım katlanmak daha kolay olabilir. Merak ediyorum, insanların böyle olup olmadığını ve onları mutlu eden şeyin bu olup olmadığını merak ediyorum. 
Mutluluk fikrimin diğer herkesin mutluluk fikriyle çelişmesinden korkuyorum. Bu korku beni tüketiyor, bazen geceleri kıvranmama, acı içinde inlememe, deliliğin eşine gelmeme neden oluyor. Mutlu muyum?
Sefer tasında bıraktığım üç pirinç tanesinin, on milyon kişi her gün tabağında üç pirinç tanesi bırakacak olsa, kaç küfe pirincin boşa gideceği gibi şeylerin, ya da kağıt peçete konusunda günde on bin kişi tutumluluk gösterse ne kadar kağıt artacağı gibi 'bilimsel istatistikler'in beni ne kadar tedirgin ettiğini, her bir pirinç tanesi bıraktığımda, burnumu her sildiğimde, dağlar gibi yığılmış pirinç ve kağıdın boşa harcanması sanrısıyla bunalır, o an çok büyük bir suç işliyormuş hissine kapılırdım. Fakat bunlar 'bilimsel yalanlar, istatistik yalanları matematik yalanlarıydı
Reklam