Kendinde olmak, aklı başında bulunmak, yıkılıp giden geçmiş zamanı anmak demektir. Aslında geçmişi anmak da, gelecekten korkmak da Allah'a karşı perdedir. Her ikisini de yani geçmiş zamanı da, gelecek zamanı da ateşe at, yak.
Ego veya nefs olarak adlandırılan bu yanılsama, insana belki de varlığının en düzenbaz oyununu oynar. Sen "ölümsüz" olabilirsin, diyerek onu kandırır. Ölümü bastıran (bilinçdışına atan) damla, geleceğe dönük girişimlerle ölümsüzlüğü arar. Arzu, istek, şehvet/libido ve fikir bazında yarınlar yaratarak bu hayalin sürmesini sağlar. Wilber bu sanal yok oluşa çare olarak "Bedenin aksine fikirler çürümez, paslanmaz, eskimez..." der.
Mesela temas kurduğumuz bir insanda, kendimizde nefret ettiğimiz bir yönümüze rast gelirsek (genelde bu yön alt bilinçdışında gölge olarak mevcuttur), bu gölgeyi fark etmeden o insana yansıtır ve onu olduğundan daha kötü görebiliriz.
Belki de zamanın başlangıcından beri insanın temel dramı, kendisine yetmediğini sandığı bir dünyanın içine yerleştirilmiş olması ve kabına sığamamasıdır.