Yabancı meslektaşlarımız kendi ülkelerinde Jung enstitüleri, Ibn Arabi merkezleri kurarken, bizler bırakın atalarımızdan aktarılan tasavvuf bilgeliğini, C. G. Jung'u bile anlama ve anlatmaya cesaret edemedik. Boşluk kabul etmeyen insan nefsi, kendi yalnızlığı içerisinde rehberden ve gerçek Mürşid'den mahrum bir hâlde, Itaka'dan daha da uzaklaştı; engin denizlerde, karanlık dev dalgalar arasında kaybolup gitti.
Görmez misin, gemiler Allah'ın lütfu ile denizlerde nasıl yol alıyor ve böylece Allah kendi varlığının bazı işaretlerini önünüze nasıl koyuyor? Kuşkusuz bunda, sıkıntılara sonuna kadar göğüs geren ve [Allah'a karşı) derin bir şükran duygusu taşıyanlar için mesajlar vardır.
Düşünce ırmağının yüzeyi çer çöp taşır... Bazısı hoş, bazısı nahoş, su üstündeki tohum kabukları, görünmez bahçenin meyvelerinden düşmüş. Gel bahçenin ardındaki çekirdeklere bak, çünkü su, bu bahçeden kaynaklanır. Hayat ırmağının akışını görmüyorsan, gel bari düşünce ırmağında dalgalanan yosunları gör.
“onu Allah'tan diledim. O da bana doğru yolu gösterdi. Evet, yarım dinar az bir miktar, ama ele geçmesi çocuğun ağlamasına bağlı. O çocuk ağlamadan merhamet denizi coşup köpürmez.”
Açlığa sabredersin, adı "oruç” olur. Acıya sabredersin, adı "metanet" olur. İnsanlara sabredersin, adı "hoşgörü” olur. Dileğe sabredersin, adı "dua" olur. Duygulara sabredersin, adı “gözyaşı” olur. Özleme sabredersin, adı "hasret" olur. Sevgiye sabredersin, adı "AŞK" olur.