Eskiden egemen topraklarının geliriyle ya da vergi geliriyle geçinirdi. Gücüyle birlikte ihtiyaçlarının da arttığı bugün, artık bu böyle değil. Eskiden olsa prensin yeni bir vergi salacağı koşullarda bugün borca başvuruluyor. böylece devlet yavaş yavaş zenginlerin çoğunun borçlusu oluyor ve en büyük sermayeleri kendi elinde merkezileştiriyor.
Daha küçük sermayeler de farklı bir yolla çekiyor. İnsanlar birbirleriyle karıştığı ve koşullar eşitlendiği ölçüde yoksul daha çok kaynağa ve aydınlığa erişiyor ve daha çok şey arzu ediyor. Daha iyi bir gelecek fikrine kapılıyor ve buna tasarrufla ulaşmaya çalışıyor. Dolayısıyla tasarruf her gün, işgücünün yavaş ve tedrici getirisi olan sonsuz sayıda küçük sermayenin birikmesini sağlıyor ve bunlar sürekli büyüyor. Ancak bu birikimler dağınık halde kalsaydı çoğu verimsizliğe mahkum olacaktı. Bu durum, yanılmıyorsam yakın gelecekte en büyük siyasi kurumlarımızdan biri konumuna yükselecek olan insancıl bir kurumu doğurdu. Hayırsever insanlar, yoksulun birikimini bir araya toplama ve getirisini işletme fikrini geliştirdiler. Birkaç ülkede bu yardımsever kurumlar devletten tamamen bağımsız kaldı ama neredeyse tümü de devletle açıkça kaynaşma eğiliminde hatta bazı ülkelerde hükümet bu kurumların yerine geçti ve milyonlarca çalışanın gündelik tasarrufunu tek bir yerde toplamak ve bizzat değerlendirmek gibi muazzam bir işi bizzat üstlendi.
Böylece devlet zenginlerin parasını borçlanma yoluyla kendine çekerken, yoksulların üç kuruşunu da tasarruf sandıkları vasıtasıyla keyfince kullanır. Ülkenin zenginlikleri onun yöresine ve onun ellerine akar. Koşullar ne kadar eşitlenirse bu yığılma o kadar artar zira demokratik bir ulusta sadece devlet kişilere güven verir çünkü sadece devlet belli bir güze ve sürekliliğe sahip görünür.
ÇN: Bir yandan