Ebru Pekince

"Değişime uğramış olanların, mutantların dünyasında dini bir ilke vardır. Bunu bildiğinden eminim. Bu 'Öldürme,' der. Bu yeterince açıktır, ama yine de onlar savaşlarda, ulaşımda, yapılan tıbbi deneylerde, kendi mallarını ya da yaşamlarını korurken, kızgınken hatta yalnızca ödeşmek için bile birbirlerini öldürler. Basit 'Öldürme,' ilkesinin yorumu kişinin farklı koşullar altındaki düşüncelerini haklı çıkarmak için değiştirilir. Eğer toplum bu biçimde düşünmeyi seçerse bu kabul edilir, ama gerçek 'Öldürme,' değil 'Öldüremezsin!'dir. Bunun koşullarla, izinle ya da yapılmış olan edimlerin incelenmesiyle hiçbir ilgisi yoktur. Sözler gayet açıktır. Öldürmek olanaksızdır. O ruhu sen yaratmadın, onu sen öldüremezsin. İnsan biçimine son verebilirsin, ama bu yalnızca ruhu Sonsuzluğa geri gönderir. Ruhlar durup başlamazlar, onlar süreklidir. Ölüm bir sonuç değildir. Ölüm Sonsuzluk dünyasında değişik bir biçimde var olmaktır. Bir yaşama son vermek kişiye kesinlikle bir sorumluluk getirir; yaşam çok değerli bir deneyimdir. Ama bu sorumluluk Avrupalıların yasalarında anlaşıldığı gibi değildir. Bana birkaç kişinin görüşleri evrensel yasalar olarak tanıtılıyormuş ve milyonlarca insan bunların doğru olduğunu kabul ediyormuş gibi görünüyor. Yaratılışın yasaları zamanla değişmez ve kesinlikle erkekler ya da kadınlar için farklı değildir. Her insana özgür irade armağanı vermiştir. Bu hiçbir zaman geri alınamaz. Onun için her birimiz kendi yolumuzda gitmekte, kendi alın yazımızı aramakta, kendi üst benliğimizi keşfetmekte özgürüz. Yaşamında birlikte yolculuk yaptığın grup seni ya olumlu olarak destekleyecek ya da sana sürekli olarak onlara rağmen kendi olumlu düzeyine ulaşman için gereken fırsatları sunacaktır."
Sayfa 2011 - Dharma Yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Beatrice ve Benala
Yemeklerini yedikten ve bir süre sessiz kaldıktan sonra, Beatrice kadına, "Senin adın ne?" diye sordu. "Bugün Benala'yım, bu kahverengi ördek anlamına gelir. Bu bizim kendi adlarımızdan bir şeyler öğrenme geleneğimizdir. Biz bilgelik kazandıkça eskiyen adlarımızı bırakır ve düzenli olarak kim olduğumuzu daha iyi tanımlayan yeni adlar seçeriz. Bu yaşamı yaşadıktan sonra, bana bir ad verilmesi ve benden bunu ömrüm boyunca taşımamın beklenmesi bana ilginç geliyor"
Sayfa 209 - Dharma Yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Kadın Beatrice' e dönerek, "Diğerlerine katıldıktan ve halkımın, Gerçek İnsanlar kabilesinin geleneklerini öğrendikten sonra kendini bu kadar rahatsız hissetmeyeceksin," dedi. Beatrice, "Ama senin üstünde elbiseler vardı!" diye karşılık verdi. Evet, o düşünce biçimine saygı göstermek gerek. Ona katılmıyoruz, ama onu eleştirmiyoruz. Onun yerine gözlemliyoruz. Bazen, havanın soğuk olduğu yerlerde, bu gereklidir, ama giysiler insanlar arasında daha az değil daha fazla yargılama ve ayırıma yol açıyormuş gibi görünüyor. Eminim birisini hakkında dış görünüşüne bakarak karar vermenin ne kadar yanıltıcı olduğunu fark etmişsindir; kişi gördüğün görüntüdekinden çok farklı olabilir. Benim anladığım gibi, sen de, gruplar utanca neden olmadıkça utanç duyma diye bir şeyin olmadığını göreceksin. Eğer etek ve bulüz giymeye devam etseydin bu yalnızca senin, kendini bizim bir parçamız gibi hissetmeni isteyen bir klanın içinde bir yabancı gibi hissetmene neden olacaktı"
Sayfa 202 - Dharma Yayınları, Beatrice·Kitabı yarım bıraktı
Avrupa'nın modern uluslarında, tüm bu belirttiklerimden bağımsız olarak, egemenin etkinliğini sürekli genişletmeye ya da imtiyazlarını artırmaya yarayan önemli bir unsur daha vardır ki, ona yeterli dikkati göstermemiş durumdayız. O da eşitlik alanındaki ilerlemelerin de elverişli kılmasıyla sanayi de yaşanan gelişimdir. Sanayi genellikle çok sayıda insanı aynı mekanda toplar, aralarında yeni ve karmaşık bağlar kurar. Onları büyük ve ani dönüşümlerle bolluğa ve sefalete maruz bırakırken bu süreçler kamusal huzuru tehdit eder. Üstelik bu çalışmaların, bu işlerden fayda sağlayanların ya da bu işleri yapanların sağlığını hatta yaşamını bile tehlikeye sokması mümkündür. Dolayısıyla sanayi sınıfının daha çok düzenlenmeye, denetlenmeye ve sınırlanmaya gereksinimi vardır ve hükümetin yetkilerinin de bu sınıfla birlikte yükselmesi olağandır.
Sayfa 33 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Onu bir kaç ay sonra bir sığır çiftliğinde çalışmaya gönderdiler ve kadın günlerini pamuklu bir elbise ve boynunun ve belinin arkasından bağlanan kolalanmış bir önlük giyerek geçirmeye başladı. Gün doğumunda siyah ayakkabılar giyiyordu, bu ayakkabılar onu ocaktan çamaşırhaneye çamaşırların asıldığı yerden sebze bahçesine ve sonra yine mutfağa götürüyordu. Kadının günlük programı yıllar geçtikçe biraz değişti. Kadın artık günü asla atalarından kalan sabah ritüeliyle karşılamayan sakin birisi olup çıkmıştı. Onun için yeni bir gün yoktu. Artık konuşmuyor, rüya görmüyor ve işi dışında bir etkinliğe katılmıyordu. Dışarıdan bakıldığında, kadın tüm umudunu, yaşama duyduğu tüm ilgiyi bitirmiş, belki de bazen aklını kaçırmış gibi görünüyordu. Gerçekteyse, o yalnızca kontrol edemeyeceği bir duruma boyun eğiyordu ve dinsel inançları doğrultusunda, gelişmesini istemediği bir şeye enerjisini vermeyecekti. Duyduğu keder duygusunu kabul ediyor ve bir başkasının yaşamını ne etkiliyor ne de engelliyordu. Kadın bunun ruhsal gereksinimlerini yerine getireceğine inanarak, yalnızca belleğindeki geçmişe ait sessiz, huzur dolu olaylarda yaşıyordu. Bu, onun yaşamayı sürdürmesi için tek neden haline gelmişti. Olanları anlamıyordu, ama yaşadıkları, duygularıyla çelişki içindeki bir şeye inanmanın ötesine geçmişti. Onun halkı için inanmanın ötesindeki adım bilmekti. Kadın olanları kabul ediyordu çünkü her şeyin, evrenin mükemmel amacı doğrultusunda gerçekleştiğini biliyordu. Yalnızca gelecek zamanın içerisinde bir yerde tarih, her yerdeki yaşamın tümü için en iyi olanın dünyanın bu küçük parçasında kendisini göstermesine her nasılsa bir fırsat tanıdığını kaydedecekti.
Sayfa 32 - Dharma Yayınları·Kitabı yarım bıraktı