Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu acı. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak bir güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
Zengin ya da fakir, akıllı veya aptal
Olman hiç farketmez.
Bu köhne dünyada bir kadının yeri
Bir erkeğin parmak ucundadır.
Kadın olarak doğmuşsan
Kaderinde incinmek vardır.
Çiğnenmek için, yalan söylenmek için
Aldatılmak için
Ve pislik muamelesi görmek için
Yaratılmışsındır.
Evet, işte hepsi bu kadar, dercesine bir ferahlama duydu içinde. Bir taş gibi çıkarır atarsın vücudundan, o işde orada biter... ta ki, bir kamp ateşi başında arkadaşlarınla çene çalarken söz dönüp dolaşıp açıklanamayan olaylara gelip dayanana kadar. Kamp ateşi başında konuşmak kolaydır çünkü.
Yalnızca benim için sahnelenen bir oyun. Ölmek üzere olan kâhin Sybil yalnız benim için kehanette bulunabilsin diye oda boşaltılıyor. Ölünce de herkes geri geliyor.