Ebru Işık

Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·272 syf.·
Beğendi
·
2025 33. kitabı
KOLEKSİYONCU JOHN FOWLES SAYFA SAYISI:271 Oxford Üniversitesi’nde Fransızca eğitim alan İngiliz yazar, bir süre Fransa ve Yunanistan’da öğretmenlik yapmıştır. İlk eseri olan Koleksiyoncu ile birlikte kendini sadece yazarlığa adamıştır. Bu kitabıyla büyük başarı kazanan Fowles, ilk yazdığı dönemde bu eserini yayımlatmakta oldukça zorluk çekmesine rağmen, kitap basıldıktan sonra, elde ettiği başarıyla büyük bir üne sahip olmuştur. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen aslında daha öncesinde, 1950’li yılların başında, Büyücü adlı eseri üzerine çalışmış olup bu kitabını ancak 1965’te tam 15 yıl sonra yayımlatabilmiştir. Bu nedenle ilk kitabı Koleksiyoncu’dur. Romanlarını gerçekçilik ve varoluşçu tarzda birleştirerek postmodern bir üslupla yazmaktadır. Etkilendiği yazarlar Thomas Hardy, Charles Dickens, Albert Camus, Franz Kafka ‘dır. Bu romanında kelebek koleksiyonculuğu yapan içine kapanık, özgüvensiz Frederick’in platonik olarak aşık olduğu güzel resim öğrencisi Miranda’ya olan karşılıksız aşkını anlatan son derece sinir bozucu güzel bir kitap. Sevdiği kızı kaçırıp önce kendine aşık etmeye çalışan sonra başaramadığı için yaşadığı çaresizliğe çözüm bulmaya çalışan psikopat Frederick ve bir çiftlik evinin bodrumundan kaçmaya çalışan Miranda’nın hazin öyküsüne tanık olacaksınız. Dilinin akıcılığı, kurgusu sayesinde bir solukta okuyacağınız eserde Miranda’nın yaşadıklarına çoğu zaman öfke duymamanız mümkün değil. Hikayeyi iki roman kahramanının dilinden ayrı ayrı dinliyorsunuz. Bu da tarafsız bir gözle eleştirmenizi sağlıyor.  Bir ara konunun sıradanlığı bir sonraki adımın ne olacağını tahmin etmeniz olayları sıkıcı bir hale getirse de mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım. Özellikle filme çevrilmiş olan Fransız
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202410,9bin okunma
6/10
·160 syf.·
Beğendi
·
2025 32. kitabı
ÜLKER ABLA SERAY ŞAHİNER SAYFA SAYISI :156 1984 doğumlu olan yazarımız gazetecilik mezunu olup sinema üzerine yüksek lisans yapmıştır. Birçok dergi ve gazetede yazıları yayınlanmış olup genel anlamda kitaplarında, toplumumuzda yer alan kadınların yaşadığı sorunları yansıtan eserleri bulunmaktadır. Çok rahat okunan, kurguda son derece başarılı olan yazarın, bu kitabında çok fazla argo bir üslupla yazmış olduğu gözden kaçmamaktadır. Kara mizah türünde, akıcı bir dilde yazılmış olan kitabın ilk kısmında belli bir sayfaya kadar Antabus kitabını tekrar okuyorum hissine kapılabilirsiniz. Sanki ilk on, on beş sayfada kendini tekrarlamış olduğunu, her iki kitabı da okuduktan sonra fark edebilirsiniz. Yazarın ilk okuduğum kitabı Antabus ile bu kitabını kıyasladığımda her ikisinin de gerçekten çok önemli konuları ele aldığını görmeme rağmen bu kitapta kullanılan aşırı argo,küfürlü bir dilin kullanılması son derece rahatsız ediciydi. Fakat dediğim gibi konun içeriği kitabı okutturmaktadır. Konusuna gelecek olursak kitaba adını veren Ülker Abla’nın, kendisine şiddet uygulayan, eziyet eden eşinden kaçarak hastanelerde refakatçilik yaparak yaşama tutunma çabasını bir solukta okuyacaksınız. Okurken eşinden kaçma çabalarına tanıklık ediyorsunuz ve diyorsunuz ki keşke ülkemizde yer alan milyonlarca Ülker Abla’lar için yapabileceğimiz bir şeyler olsa. Kadın cinayetleri olmasa istenmeyen eşler kadınları özgür bıraksa ve en önemlisi kadınlarımızı birer kız çocuğu iken güzel bir gelecek sunarak yetiştirebilsek. Onlara ekonomik özgürlüklerini elde etmeleri gerektiğini ve bunun sonucunda kimseye muhtaç olmamayı öğretebilsek. Her ne kadar aşırı argo bir dili olsa da kitabı okumanızı öneririm. Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Alıntılar Ben insan sevmiyor değilim, sadece
Ülker AblaSeray Şahiner · Everest Yayınları · 20213,418 okunma
9/10
·48 syf.·
Beğendi
·
2025 31. kitabı
BİR ÇÖKÜŞÜN ÖYKÜSÜ STEFAN ZWEIG SAYFA SAYISI:56 1881 yılında Viyana’da doğan yazarın roman, şiir, öykü, deneme ve oyun gibi farklı türlerde yazılmış birçok eseri bulunmaktadır. Savaş karşıtı olan yazarımız Salzburg, İngiltere, Brezilya gibi birçok Avrupa ülkesinde yaşamış olup 1942 yılında, Hitlerin yarattığı kaosun ve faşist düzenin kalıcı olacağına inanması ve bu inançtan dolayı büyük bir umutsuzluk, karamsarlık hissettiğini dile getirmiştir. Nazi baskısına dayanamayıp karısı ile birlikte intihar etmiştir. Satranç yazdığı son kitabı olup bir nevi veda kitabı gibi adlandırılmaktadır. Kendisine ait 773’ten fazla eseri bulunmaktadır. Yazarın psikolojiye ve Freud’a duyduğu yoğun ilgi kitaplarındaki anlatımlarına da yansımıştır. Tarihsel karakterler üzerine yazdığı yaşam öyküleri psikolojik çözümlemeler bakımından son derece zengindir. Zweig eserlerinde, duru bir dil kullanmakta olup okuyucusunu, betimlemeleriyle sanki o anın içine katıyor gibi yazmaktadır. Madame de Prie, Fransız sarayında etkin bir yere sahip olup günün birinde kralın gözünden düşmesiyle Normandiya’ya sürülmüştür. Bundan sonraki süreçte tekrar saraya dönme yolları arayan aristokrat, ilgi odağı olmaya alışmış Madam Prie’in şatafatlı günlerine dönmek için yaptığı planları, bu arada yaşadığı bunalımlarını ve hayatına, yalnızlığından dolayı sokmak istediği kendine uygun olmayan erkeklerle olan ilişkilerini okuyacağınız ilginç bir eser. Okuyacak olanlar için çok fazla konusuna girmek istemediğim fakat herkese önerebileceğim sürükleyici, güzel bir kitap. Alıntılar Tek bir insanın diğeri için neler ifade edeceğini hiç bilmemişti, çünkü hiç yalnız kalmamıştı.” (s. 13) Oysa kadının bedenini sonunda bir nöbet gibi yarıp çıkan şey, içinde esir gibi tuttuğu ağlamaydı yalnızca (Sf:25)
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,9bin okunma