Uyanır uyanmaz yataktan fırladım. Büyük camlara vuran yağmur damlalarının sesiyle uyandım. Pencere koştum hava Londra’da çok kasvetliydi buraya iş gezisi için gelmiştim biletimi iki gün öncesinden alarak bu kasvetli havada bol bol düşünmek düşünmek düşünmek istedim. Çünkü düşünecek çok şey vardı. Çabucak kahvemi yapıp yağmuru izleyemeye koyuldum . Hayır ! Yağmur ve kahve ikilisi storysi çekmek için değil. Bazen insan sevdiği şeyleri birleştirir arkadaşlar. Dışarıdaki kasvetli hava benim penceremden hiç içeriye girmedi, ruhumun en derinlerinde hissediyordum huzuru. Uzun süre yağmuru izledikten sonra kahvemden bir yudum almak geldi nihayet aklıma. Sıcak kahve ellerimi yakmış hay Allah hiç farketmedim. Bu huzurun ortasında ellerimin acısına ağladım hüngür hüngür. İşte en güzel anlarda yakar beni çaresiz yalnızlığım. Bu yalnızlık varoluşsal sancı her an yakamda ama bir o kadar da uzak bana. Dışardan görsen mutluluk abidesi Leyla. Her şeye gülen sağlığından başka şeyleri ciddiye almayan hatta arkadaşları arasında gamsız olan Leyla bir bardak kahvenin elini yakmasına hüngür hüngür ağlardı. Yağmur yağdıkça ağladı, yağmurda o ağladıkça yağdı belki de iyi bir fikir değildi bu şehre yalnız gelmek onu bulduğu ve sonsuza kadar kaybettiği yere yıllar sonra tekrar çıkıp gelmez yaralarını belki de bu kadar derinden kaşımamalıydı.