Durdum,
Dünyanın gürültüsü çekildi kıyılarımdan.
Ne bir sızı var içimde artık,
Ne de yankısı yarım kalmış bir ahın.
Sadece uçsuz bucaksız bir kış,
Ve göğsümde donmuş bir nehir.
Kelimeler çekildi sularına,
Renkler usulca döküldü eteklerimden.
Ağlamak bile uzak bir ülkenin dili şimdi,
Anlamıyorum.
Buz tutmuş bir gölün yüzeyi gibi sessiz,
Ve o kadar derin bir soğuklukta bekliyorum.
Yadırgamıyorum bu hissizliği,
Biliyorum, bu bir sığınak.
Ruhun kapılarını kapatıp,
Kendi kuytusunda dinlenme hali.
Acelem yok, baharı çağırmıyorum.
Bırakın böyle kalsın her şey.
Nasılsa o soğuk kabuğun altında,
Hâlâ bozulmamış, saklı bir kalbin,
Atacağı günü bekleyen o sessiz sabrı var.
Ebruu
Bir pencere kenarı buralar,
Hiç gidilmemiş yolların tortusu birikmiş balkonda.
Zaman, paslı bir çivi gibi çakılı kalmışken duvarda,
Hangi sokak boyar bu yitik ömrü ilkbahara?
Eşyalar ki, benden daha çok buralı,
Sandalyenin gölgesi, masanın uykusu, odanın hüznü...
Bir hayatı kaybetmek, bir anahtarı düşürmeye benzemiyor,
Bulamıyorsun upuzun bir koridorun karanlığında yönünü.
Kuşlar uçuyor içimin yıkıntıları arasından,
Kanatlarında unuttuğum o eski, o çocuksu telaş.
Şimdi bir bardağın kıyısında kuruyan leke gibi,
Yavaşça eksiliyorum kendimden, usul usul ve yavaş.
Yitik bir hayat, evet, belki de sadece buydu:
Yabancı bir albümde, hiç tanımadığın bir yüze ağlamak.
Ebruu