Yetişkinlik, hakikati artık inkâr etmemektir; bastırılmış acıları hissetmek, bedenin duygu seviyesinde hatırladığı hikâyeyi birleştirmek demektir. Ebeveynlerle temasın gerçekten sürdürülüp sürdürülemeyeceği, her bir vakanın koşullarına bağlı olacaktır. Kesinlikle şart olan, çocukluktaki içselleştirilmiş ebeveynlere karşı duyulan zararlı bağlılığın sona erdirilmesidir. Bu bağlılığa sevgi desek de, aslında bu adı kesinlikle hak etmez. Minnet, merhamet, beklenti, inkâr, yanılsama, itaat, korku ve ceza beklentisi gibi farklı öğelerden yapılmıştır.
Affetmenin bizi nefretten kurtaracağı doğru değildir. Affetmek, yalnızca onun üstünü örtmeye ve böylece (bilinçli olmayan zihinlerimizde) onu pekiştirmeye yarar. Hoşgörünün yaşla arttığı doğru değildir. Tam tersi olur. Çocuklar ebeveynlerinin saçmalıklarını hoşgöreceklerdir çünkü bunun normal olduğunu düşünürler ve kendilerini savunamazlar. Yetişkin olana kadar bu esaretten ve bu kısıtlamalardan aktif olarak muzdarip olmayız. Ancak başkalarıyla, eşlerimizle ve çocuklarımızla olan ilişkilerimizde bunun sıkıntısını yaşarız. Çocukken anne-babamızdan duyduğumuz korku, gerçeği görmemizi engeller. Nefretin bizi hasta ettiği doğru değildir. Bastırılan,bağlarından koparılan duygular bizi hasta edebilir ancak ifade edebildiğimiz bilinçli duygular bizi hasta etmez (Miller 1998, son bölüm.)
Sevgi, sevdiğimiz insanın iyiliğini değil, mutluluğunu istemektir. Kimsenin kimseye iyilik tayin etmeye, o ya da bu şekilde davranırsa onun bu kişinin iyiliği için olacağına dair kendi fikrini dayatmaya hakkı yoktur. Her insanın gerçekliği başkadır. Bu gerçekliğe hiçbir zaman saygı gösterememiş, çocuğunun mutluluğuna vaktiyle engel olmuş ve hâlâ da bu şekilde davranarak engel olmaya devam eden bir anne-babanın çocuğuna sevgisi nasıl bir sevgidir?
Alice Miller Suskunluk Duvarını Yıkın'da, "Bir yetişkin hatalarını fark eder ve bunları kabul ederse, çocuk bu yetişkini bağışlayabilir."27 diyor. Ama vaktiyle böyle bir şey olmadıysa, anne-baba onu affedemeyen evladı karşısında şimdi bacak bacak üstüne atmış, kendisine hürmet gösterilmesini beklerken, kendisi evladının halini, çektiği acıyı, ne yapmış olabileceğini anlamak için kılını kıpırdatmazken ama evladından ona yaptığı her şeyi bağışlamasını ahlaki bir zorunluluk olarak beklerken, yani kendisi aslında hep "bekleyen" pozisyondayken, evladının şimdi onu affedememesini dahi affetmezken evladın onu niye affetmesi gerektiğini neden sorgulamıyoruz? Anne/ babanın dünyada hiç kimseden beklemese de evladından beklediği bu hürmet, zaten ona karşı işlediği bütün cürümlerin de müsebbibi değil mi? Zarar gören, gördüğü zarardan sonra dahi fedakârlık beklenen taraf, sadece ve sadece evlat.