Ece

Alice Miller'ın Başlangıçta Eğitim Vardı!'da söylediği gibi, "İnsan küçük bir çocukken nasıl muamele görüyorsa, hayat boyunca öyle davranır. En büyük acılar genellikle insanın kendine çektirdiği acılardır. Kişi benliğindeki işkenceciden hiçbir yerde kurtulamaz."
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çocukların taciz edilmemesi gerektiği konusunda bugün hemen herkes hemfikir. Ama pek çok kişi, dayağın her türünün taciz olduğunun farkında değil henüz. Güçlü bir yetişkinin dövülmesi herkesin gözünde taciz olduğu halde, savunmasız bir çocuğun dövülmesine böyle bakılmıyor. Bu gerçeğin gözden kaçmasının nedeni, bedensel terbiye gibi adlarla, yasal bir eğitim yöntemi olarak kabul edilmesi ve bunun soykırıma dek uzanan sonuçlarının görmezden gelinmesidir. Bu, tarihimizdeki iletişim bozukluklarının en acı örneklerinden biridir. Bu korkunç eğitim yöntemi bir nesilden diğerine aktarılmış ve "tanrının emri" olarak kabullenilmiştir. Çocuklara, büyükleri tarafından "senin iyiliğin için dövüyoruz," denmiş, çocuklar da buna inanmış ve aynısını kendi çocuklarına uygulamışlardır. Yüzyıllar boyunca.
Çok insan, bir başkasını yeterince seviyordur. Ama gereğince sevmek, işte bu az sayıda kişinin harcı olan bir şey. Annenin çocuğuna, kayınvalidenin gelinine, aşığın maşuğa, kardeşin kardeşe; herhangi bir insanın başka bir insana sevgisinde genel psikolojisindeki olumsuz şeyler de devreye girer muhakkak. Sevgi, sanıldığı gibi saf, katışıksız değildir. Aksi halde, bir çocuğa ömrü boyunca en çok zarar verenin, onu yeryüzü üzerinde en çok sevenlerle aynı kişiler olmasını açıklayamazdık. "Biz kızlarımızı çok severiz," "Biz gelinlerimizi çok severiz," gibi vurgulu sevgi sözcüklerinin ardına saklanarak baskı ve zulüm uygulamak, ayrımcılık yapmak, hayli yaygın bir yöntem.
Birçok anne/baba, çocuklarını yeterince sevse de gereğince sevmez. Çocuğa sevginin önemi anlatıldığında hemen karşı çıkarak "Hayır, ama benim çocuğum çok sevgi gördü! Halalarından, amcalarından, teyzelerinden bu kadar sevgi görmüş bir çocuk olamaz! Sebep sevgi olamaz!" diyen çok anne-baba var. Sizin sevgiyi hissetmeniz başka, onu çocuğa iletebilmeniz başkadır. Siz çocuğu kendi içinizde ne kadar çok severseniz sevin, bu sevgi, çocuğu olduğu şey olarak kabul etmekle birleşmiyorsa ve çocuğa sevildiğini ve kabul edildiğini hissettirmiyorsa, işlevsizdir.
Çocuklar sizden lezzetli yemekler, mum gibi evler beklemezler. Çocuğun tek istediği, ve sonuna kadar hak ettiği, onu her şeyiyle, bütün hisleriyle kabulünüzdür. "Mükemmel anne" ve "mükemmel ev kadını" denince -maalasef bunlardan ilki, hâlâ ikinciyi çağrıştırıyor!- akla gelen kadın tipi, trajikomik şekilde, çocuğuna saygı duyabilen anneyle ters orantılı. Bu tip annelerle büyüyen çocuklar kendilerini evin bir parçası gibi hissetmediklerini, evin alanında ancak bir misafir gibi dolaşabildiklerini söylüyorlar. Şartlarını bizim oluşturduğumuz ve çocuktan sadece riayet etmesini beklediğimiz ev, çocukla birlikte yaşadığımız ortak bir alan değildir. Ancak bizim şartlarımıza uyduğu takdirde burada yaşayabileceğini söylediğimiz ve gidecek başka yeri de olmadığını aslında bildiğimiz çocuk, dünyaya getirdiğimiz ama yersiz yurtsuz bıraktığımız bir çocuktur. Evimize tam manasıyla kabul etmediğimiz çocuğun kendisini de kabul ettiğimizi söyleyemeyiz. Çocuğun ağzına zorla yemek tıkayarak bedenine tecavüz etmekle evi kendi belirlediğiniz şekilde fazla derli toplu tutup mealen "Burası benim alanım. Burası çok temiz ve düzenli; her detay benim istediğim gibi kalacak," demek arasında fazla fark yoktur. Evi bu şekilde düzenleme ve temizleme, bir kadının o ev içinde tahakküm kurmasının bir yoludur.