Eğer şimdiye kadar olan seçimleriniz, sizde bir tatminsizlik ve yarımlık duygusu bıraktıysa, seçimlerinizi suçlamayı bırakın ve sorunun seçen kişide, sizde olduğunu görün! Siz ve size her gün olanlar yaşam seviyenizin bir yansıması. Bizi olduğumuz kişi yapanın yaşam olduğuna, yanlış bir şekilde, inandırılıyoruz. Gerçek şu ki, bizim için yaşamın ne olduğunu, ne çeşit bir insan olduğumuz -yaşam seviyemiz- belirliyor! İşte bu yüzden, mutsuzluğumuzun olayın kendisiyle bağlantılı olmadığını, olayı deneyimlemeyi seçtiğimiz seviyeyle ilgili olduğunu görene kadar, bizim için hiçbir şey gerçekten değişemez.
Korktuğunuz hiçbir zaman başka birisi değildi. Sizi her zaman korkutan tek şey, bu kişi hakkındaki kendi düşünceleriniz. Evet, korkuyu hissettiniz, ancak korku size ait değildi ve sizden daha güçlü birine karşı da değildi. Hissettiğiniz korku, onun sizin hakkınızda düşündüğünü düşündüğünüz şeyde. İnanılmaz değil mi? Kendi düşüncelerinizden korkuyordunuz!
Ve bunu görmek, bunu sonlandırır. Şimdi, bu düşünsel-Ben’i geride bırakabilirsiniz, çünkü kimse isteyerek korkuyla yaşamaya devam etmez.
Korktuğunuzu bilirsiniz. Ama aynı zamanda bu korkuların, özünde, her ne kadar öyle görünseler de, sizi ifade etmediğini de bilirsiniz. Bilinçli olarak korkmanın anlamı budur. Ve bir kez gerçekte ne olduğunu görmeye başladığınızda, yanlış bir tepki sizi esir alamaz. Korku, bizi koruyacak bir kalkan olduğunu sanarak, mevcut yaşam seviyemizin karanlığına tutunduğumuz, kendi kendimizi kısıtlayan bir tepkiden başka bir şey değildir ve her zaman öyle olmuştur.