Ancak, sonunda hayatın tek bir gayesi oluyor: Allah’ı bilmek. Kul için bu tamamıyla mümkün değil, ama olabildiği kadarıyla bilmeye gayret etmeliyiz. Tabii O’nu bildikçe, O’nun bilgisi üzerimizde tecelli ettikçe biz de Allah’ın ahlakıyla ahlaklanıyoruz.
Eğitimin gayesi Allah’ı bilmektir. Eğer Topçu derinlemesine okunursa bu görülecektir. Topçu bize derdi ki, “Öyle konuşacaksınız ki, içinde Allah lafzı geçmeyecek ama her konuştuğunuz Kur’âni olacak.”
Eskiler “gavvas” derlerdi dalgıca. Yapabiliyorsak, dalgıç gibi denizin dibinden inci mercan çıkarmaya çalışalım. Yapamıyorsak, çıkarılmış inci mercanlardan istifade edelim. İnsanlar sıkılıyorlar, “Ne yapalım?” diye bana soruyorlar. Ben de “Bir Allah dostu bulursan git yanına otur. Bulamıyorsan Allah dostlarının yazdıkları var, onlarla meşgul ol” diyorum. Bu yazılanların içinde en anlaşılır olanı Yunus Emre’nin yazdığı Divan’dır. Yunus Emre her yaşta ayrı bir şey söyler. Her çağa hitap eder; çünkü o ilhamını kâlû belâdan, ezel bezminden alıyor.