Evlilikten, sürekli değişen ihtiyaçlarımızı karşılaması yönünde bir beklentimiz olursa hayal kırıklığına uğrarız. Ailenin görevi çok daha temel bir ihtiyacı karşılamaktır: "Kök salma ihtiyacı." Bu ihtiyacımız karşılandığında kendimizi güvende hissederiz. Böylelikle hayatın zorluklarına karşı dayanma gücümüz yüksek olur. Yüksek bir eminlik gücüne sahip olur, sağlam adımlarla büyürüz.
Son zamanlarda, insanlar terapiye geliyor ve şöyle söylüyor. "Artık suçluluk duymak istemiyorum. Lütfen beni bu suçluluktan kurtarın." Kişisel gelişim sistemi de suçluluklarımızdan arınıp kendimizi sevip affetmek üzerine kurulu. Oysaki suçluluk duygusu kurtarılması değil, katlanılması gereken bir duygudur. Suçluluk duygusunun yarattığı acıdan kurtulmanın tek yolu kendimizi unutmaktır. Bunun sonucu da hayatta kaybolmuş bir insan olmaktır ve biz bunu istemeyiz. Bu duyguyu başımızdan savmaya çalışmazsak ve verdiği acıya katlanırsak kendimizi bulabiliriz. Sürekli arzu duymaktan ve tatmin ettiğimiz her arzudan sonra yeni bir arzu doğurmaktan ancak böyle kurtulabiliriz.
Kabul edip yüzleşmediğimiz her hata, içimizde çürüme benzeri bir enerji yaratır. İçin için hatalı olduğumuzu biliriz ve aslında bunu saklayamayız. Bir terapistin telkiniyle "Kendimi seviyorum ve affediyorum" derken, bu sözün gerçek manasını kavrayamayız. Kendimize karşı her yönümüzle derin bir kabul ediş içinde değilsek, dışımızda ne kadar güçlü, özgüvenli, sağlam durmaya çalışsak da "Ben değersizim, çünkü çok fazla hata yaptım" şeklindeki enerji, ruhumuzdaki çatlaklardan diğerine doğru sızar. Bu enerji kaçağına engel olamayız. Bizim yüzleşip kabul edemediğimiz hatalar diğerleri tarafından zaten kabul edilmez.