Mesut

Horasan tarih içinde sınırları genişleyip daralan bir ülkedir. Kim bilir nerededir! Güneşin doğduğu yerde olmalıdır, belki daha da ötede.
Sayfa 15·Kitabı okuyor
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Horasan; büyülü, mistik ve uzak coğrafya. Geçmişin cenneti, parçalanmış bir hülyanın güç bela hatırlanan izi. Zamanın bir yerinde yaşanmış bir hayatın bugüne bir eda olarak kalmış yankısı. Yamaçlardan uğultuyla inen aşiretlerin, orduların, kervanların kederi. Bir gerçeklik değil de bir masalmış gibi anlatılan zaferlerin, yenilgilerin, kırımların, göçlerin soylu coğrafyası. Bugünün avuntusu, geçmişin sığınağı. Solgun vadilerin tertipli dağlarla buluştuğu, suların eski bir dalgınlıkla aktığı, rüzgarın köşelere biriktiği yer.
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Ney tine Tebrîz û Kurdistan lir ber hukme te bin Sed weki şahe Xorasane di ferware te bî Melaye Cizîrî(1570-1640)
Sayfa 11·Kitabı okuyor
Yezidiler bu dünyanın göçebeleri, ahiretin de konuklarıydı. Ne zaman dünya siyasetten ısınıp çalkalanacak olsa, Yezidilerin başına ateş yağardı. Herkes onlara saldırmaya başlardı. Kimsesiz ve arkasızdılar, dünyanın devrinden ve feleğin çarkından bir şey anlamazlardı. Dört bir yanları ateşle çevrelenmişti. Müslüman denizinin ortasında kadim bir ada idiler. Müslüman Türkler, Araplar, Acemler ve Kürtler ile Hıristiyan Ermeniler düşmanca bakarlardı onlara ve kılıçlarını Yezidilerin başının üstünde sallayıp dururlardı.
Sayfa 147·Kitabı okuyor
Evet, beyaz elbiseleri, temizlik ve güzelliğin nişanesi idi. Yezidi dininin tarik ve kaidelerinde Zerdüşt’ün, Musa, İsa ve Muhammet peygamberin öğretilerinin izleri vardı.
Sayfa 147·Kitabı okuyor