Kitaplarda bir efsane dolaşır. Içinde bulunduğumuz bin yılın başına her biri kendince damgasını vurmuş üç İranlı arkadaştan söz eder bu efsane: Dünyayı gözlemleyen Ömer Hayyam, o dünyayı yöneten Nizamülmülk ve aynı dünyaya dehşet salan Hasan Sabbah.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hayyam içeri girdi, selam verdi, temkinli davranıp kimliğini tam açıklamadı:
-Nişapurlu Ömer.
Oda arkadaşının gözlerinde bir ilgi kıvılcımı yanıp söndü. O da kendini tanıttı:
-Kum şehrinden Hasan bin Ali Sabbah, Rey'de talebe. Isgahan'a gidiyorum.
Aslında Ömer uzlaşmayı ve minnettarlığını göstermeyi bilecek, deyim yerindeyse şarabına su katacaktı. Sonraki aylarda üçüncü derecede denklemleri ele alan çok ciddi bir eser yazmaya girişti. Bu cebir eserinde Hayyam, bilinmeyen sayıyı göstermek için Arapçadaki "şey" terimini kullanmış, İspanyolların ilmi eserine "Xay" olarak geçen bu ilmi kelime zamanla kısaltılıp sadece ilk harfine indirgenmiş, sonra da "x" tüm dünyada bilinmeyen sayının simgesi haline gelmişti.
Gerçekten de salondan çıkmadan önce hükümdara sırtını dönmek yasaktı. Tuhaf bir alışkanlık. Saygınlığına fazlasıyla düşkün bir hükümdar mı çıkarmıştı bu adeti? Yoksa aşırı kuşkucu bir ziyaretçi mi?