Kargaşa devri gelip çatınca kimse onun seyrini durduramaz, kimse ondan kaçamaz. Ama bazıları onu kullanmayı becerir. Bu dünyanın yırtıcılığını, şiddetini Hasan Sabbah'tan daha iyi evcilleştirecek birisi çıkmadı. Alamut'a çekildiği inde kendine küçücük bir huzur alanı yaratabilmek için dört bir yana korku saçtı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hasan Sabbah uzun süredir düşünü kurduğu, silah zoruyla ele geçirilemez o tapınağı fethettiğinde, imparatorluğun güçlü adamı tarihteki yerinden başka bir şey düşünemeyecek durumdaydı. Gerçek sözleri hoşa gidecek sözlere yeğliyordu ve Sultana sonuna dek meydan okumaya hazırdı.
"Hasan ile senin ne çok ortak noktanız var! Gönlünüzü kaptırdığınız dava için bir imparatorluk kurmak veya dünyayı imamın saltanatına hazırlamak adına, adam öldürmekten çekinmiyorsunuz. Benim gözümdeyse adam öldüren her dava cazibesini yitiriyor. Ne denli güzel olursa olsun, çirkinleşiyor, bozulup alçalıyor. Ölümle ittifak yapan hiçbir dava haklı olmaz."
Soyunu sürdürmeyi reddetmesinin nedeni, varoluşun ona taşınamayacak kadar ağır bir yük olarak gözükmesiydi. "Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana" deyip dururdu.
"Istıraptan belin büküldüğünde, dünyanın üzerine ebedi bir gece çöksün istediğinde, yağmurun ardından ışıldayan yeşili düşün, düşün bir çocuğun uykudan uyanışını."