Ben de birçoğunuz gibi Yabancı okumaya lise yıllarımda başladım ve kendi hayatımdaki bazı şeylerden kaçarken Yabancı'nın satırlarına sığındım. Son kitabını okumayı hep istiyodum, sonu ne olursa olsun. Üzüleceğimi elbette biliyordum ama bu kadar öfkeleneceğimi tahmin etmemiştim. Aslında okumaya başladığımda güzel ilerliyordu; hiç durmadan devam eden olaylar, Ediz'in her sayfada kendini biraz daha göstermesi, hislerini kabullenmesi... ta ki Uygar'ın ölümüne kadar. O zamandan sonra kalan bütün sayfaları öfkeyle okudum. Alınan intikamlar, dönen oyunlar ve ödenen bedeller hep arka planda kaldı benim için. Edizin kaza/intihar haberinde ve sonraki sayfalarda bile acaba gercekten öldü mü diye endişe etmedim çünkü Öznur'un onu öldürmeyecek kadar içselleştirdiğini biliyordum. Bunu söylemem ne kadar doğru olur bilmiyorum ama Uygar'ın ölümüyle birlikte fark ettiğim bir gerçek veya gerçek olduğunu düşündüğüm bir şey oldu ki o da Öznur'un Doğa'dan nefret ettiği. Belki bu sözcükler ağır olabilir ama benim hissettiğim/düşündüğüm bu. Çoğu kitapta kötülerin yanında iyilerin de öldüğünü, masumların da bedeller ödediğini gördük ama Uygar benim için bambaşkaydı. Kitap boyunca hepiniz gibi Doğayı benimsedim ve her zaman onu koruyup kollayan bir arkadaşı, en azından onu anlayan birinin olmasini istemiştim çünkü hak ettiği buydu.
Öznur'un ona verdigi tek şeyse yalnızlık ve kayıptı. Kitap boyunca sürekli bir travmayı atlatamadan bir diğeri yüklendi omuzlarına. Uygar, üçüncü kitapta ona anlayışla yaklaşan, onu destekleyen tek kişiydi ve onun da bunun bedeli olarak ölmesi beni ciddi anlamda yaraladı. Ediz de bedeller ödedi, o da dostunu kaybetti ama bu yola çıkmadan önce bütün bu ihtimalleri hesaplayıp göze almıştı ve yanında dostlarıyla bu yola çıktı. Doğa ise başından sonuna kadar yalnızdı.