Kitabı yorumlamaya başlamadan önce belirtmek isterim ki ben kitaba Warner’a çoktan aşık olmuş biri olarak başladım. Pinterest’te ve Instagram’da o kadar çok karşıma çıktı ki Aaron Warner, Aaron Warner, Aaron Warner...
Gelelim kitap yorumuna... Çoğu kişi ilk iki kitabı beğenmeyip üçüncü kitaptan itibaren sevdiğini, serinin o noktada güzelleştiğini söylese de açıkçası ben ilk kitabı sevdim. Daha en başından Warner’ın tarafını tutsam da Jüliette’nin Adam’a olan hisleri beni rahatsız etmedi. Çünkü Jüliette’e nazik davranan ve ona dokunan tek kişiydi yani ona aşık olması (aşık olduğunu düşünmesi) çok doğal. Onun dışında ne yaparsam yapayım Adam karakterine ısınamadım. Bu belki Warner’ın etkisinden dolayıdır belki de değildir bilemiyorum. Kısaca ben ilk kitabı sevdim ehehe.
"Beni tümüyle sarıp egemenliği altına alan bir etkisi, bir büyüsü vardı ki duygularımı irademin elinden alıyor, kendi kudretine tutsak ediyordu. Hiç istememiştim onu sevmeyi; yüreğimdeki aşk tohumlarını görür görmez söküp atmak için çok çalışmıştım..."
"İstediğin kadar saksağan vur vurabilirsen, ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır."
"Bülbüller bizi eğlendirmek için şarkı söylemek dışında bir şey yapmaz. İnsanların bahçelerindeki bitkileri yemezler, mısır amblarlarına yuvalanmazlar, tek yaptıkları iş bize içlerini dökmektir. İşte bu yüzden bülbülü öldürmek günahtır."
Ama hiç şimdiki kadar güçlü hissetmemişti böyle uyumsuz bir evliliğin çocuklarının ne dertlere katlanmak zorunda olduklarını hiç bu kadar iyi anlamamıştı yanlış hedeflere yönelmiş yeteneklerin ne kötülüklere yol açtığını.. Doğru kullanılsalar, o yetenekler hiç olmazsa kızlarının saygınlığını koruyabilirdi......