Kitabı yorumlamaya başlamadan önce belirtmek isterim ki ben kitaba Warner’a çoktan aşık olmuş biri olarak başladım. Pinterest’te ve Instagram’da o kadar çok karşıma çıktı ki Aaron Warner, Aaron Warner, Aaron Warner...
Gelelim kitap yorumuna... Çoğu kişi ilk iki kitabı beğenmeyip üçüncü kitaptan itibaren sevdiğini, serinin o noktada güzelleştiğini söylese de açıkçası ben ilk kitabı sevdim. Daha en başından Warner’ın tarafını tutsam da Jüliette’nin Adam’a olan hisleri beni rahatsız etmedi. Çünkü Jüliette’e nazik davranan ve ona dokunan tek kişiydi yani ona aşık olması (aşık olduğunu düşünmesi) çok doğal. Onun dışında ne yaparsam yapayım Adam karakterine ısınamadım. Bu belki Warner’ın etkisinden dolayıdır belki de değildir bilemiyorum. Kısaca ben ilk kitabı sevdim ehehe.
"Katlanıp kitap sayfalarının arasına konmuş bir şekilde yaşadım hayatımı.
İnsan ilişkilerinin yokluğunda kağıttan karakterlere aramda bağ kurdum. Tarihe mal olmuş hikayelerle aşkı ve kaybı yaşa-dım; İlişkilendirme yoluyla ergenliği yaşadım. Benim dünyam, iç içe geçmiş sözcüklerden oluşan bir ağ; bir uzuv diğerine, kemikler sinirlere, düşünceler imgelere bağlanmış. Ben harflerden oluşan bir varlık, cümlelerin yarattığı bir yaratık, kurgu aracılığıyla oluşturulmuş bir hayal ürünüydüm."
"Gözlerimi pencereye ve olabileceklerin vaadine diktim. Daha muhteşem, daha müthiş bir şeyin vaadi, kemiklerimde gelişen delilik için bir neden, her şeyi mahvetmeden hiçbir şey yapamamamın bir açıklaması."