"...Bir yaşamı birlikte yaşamış olanlar öleli artık çok olmuşsa, bu yaşamdan geriye tam olarak ne kalır? Bugün tuhaf bir duygu hissediyorum. Sana ihanet ettiğim duygusu. Ölmek, sanki seni gerçekten öldürmek gibi..."
Çocuklar, kişinin kendisiyle yüzleşme acılı görevini ertelemesine yardım eder, torunlar da bunu sürdürür. Televizyon, boş hayatlarımızın hiçliğinden yola çıkarak projeler inşa etmek gibi bitkin düşürücü bir zorunluluktan bizi uzaklaştırır; gözleri aldatarak, ruhu anlamın büyük işinden kurtarır.
Sadeliğin ürpertisini seviyorum. Güzellik çabasının, yaratıcı ıstırabın ve yüce ufuklara olan sonsuz ve umutsuz özlemin yer almadığı bu uzamsal-zamansal boyut çağrısını seviyorum.