Eda CANTÜRK

“tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter”
Reklam
bir insan yaşamının yarısı söylenmeyeni anlamakla, başını çevirmekle, susmakla geçer.
Kendi hikaayemi şimdi baştan sona tekrar okudum ve şey düşündüm: Eyvah, benim hikaayem çok moral bozucu. İyi bi arkadaşım öldü, moral düzeltici hiçbi tarafı yok, üstelik herhangi bi ders de vermiyo. İyi Tilkinin ilk Sürüsü kayıp, arkadaşı da haala ölü. Falan filanlar. Siz İnsanlar, basit bi Tilkiden bi tavsiye alır mısınız? Siz her zaman, hikaayeler mutlu sonla bitsin istiyosunuz, biliyorum. Hikaayenin sonu mutlu olsun istiyosanız, daha iyi İnsanlar olmaya çalışmalısınız. Yanıtınızı bekliyorum. Tilki 8
Hayatın güzel olabilceyini biliyorum. Hayat genellikle güzel. Sıcak bi günde tertemiz sepserin su içtim, sevdiimin yumuşak havlamasını duydum, yavaş yavaş yaan karı ve kar yaadıkça ormana çöken sessislii izledim... Ama bütün bu mutlu manzaralar ve sesler sahte geliyo artık bana. Artık bana ööle geliyo ki, güzel zamanlar yalnızca bi Bulut ve o Bulut uçup gittiinde gerçek hayat kalıyo geride ve o da: Taştan şapkalar, tekmeler, bizi ezen ayaklar. Okkadar ki, tekmeler ve ezen ayaklar olmadan geçen dakkalar bana gerçek dakkalarmış gibi gelmiyo. Anlatabiliyo muyum? Sanki... önceden sana iyi davranan bi arkadaşın şimdi aniden zalimce bi şey yapmış gibi sanki. Bi de sanki sırtını ıssırmış gibi. O arkadaşın daha sonra iyi bi Tilki olmaya geri dönse bile, bi daha asla onun yanında güvende hissetmezsin ya kendini. Onun gibi. Tabii bu arada, ıssırılmayan diyer arkadaşların mutlu gülümsemelerle ortalıklarda koşturur ve sana şey der: Tilki 8, neden bu kadar asık suratlısın?
“…kendi kendime sordum: Beni o eski, umutlu haalime ne döndürebilir? Ve yanıt verdim: Yanıtlar bulmak. İşte, siz İnsanlara bu mektubu bu yüzden yazıyorum. Ne sorununuz var, bilmek istiyorum…”
Reklam