“Sana baskı yapmak istemem oğlum,” diyor. “Okulun bu kadar zor, üstüne üstlük para kırıldığı için kendi kitaplarını kaptırmak zorundayken üzerinde yeterince baskı olduğunu biliyorum. Bu yüzden aile şerefimizin söz konusu olduğunu söyleyerek daha fazla baskı yaratmak istemiyorum, ama biliyor musun evladım, gerçekten öyle! Sen osun evladım! Sen bizim tek umudumuzsun. Bir düşün, ben, anneni, nineni, dedecğini. Deden doğup büyüdüğü yerden –her neresiyse– buraya gemiyle gelmişti ve hayatı boyunca kulübe gibi bir yerde ayakkabı onardı. Hatırladın mı? Bunu neden yapıyordu dersin? Zamanı gelince sen doğasın diye! Bunu bir düşün! Çamaşır yıkamakta, karınlarını doyurmakta, bakkala gitmekle sevinmekle ve bebek yapmakta! Elde geçen onca sene ve sonra işte? Sensin, dostum, kahrolası sonuç sensin.”