"Sizce hayatın bir anlamı var mı?"
"Efendim?"
"Bence yok."
"..."
"Bu yüzden herkes kendi anlamını bulmalı. Ayrıca bir kişinin hayatı, bulduğu anlama göre değişir."
Karakter hüzün içindeyse Youngju da hüznü kalbinde hissediyor, acı çekiyorsa acının derinliğini sezebiliyor, kederliyse onun da içini keder kaplıyordu.
Rasim Özdenören'in kalemi ile ilk kez tanışıyorum ve bence çok güzel bir başlangıç yaptık. Öncelikle oldukça akıcı, merak uyandırıcı, anlaşılır ve okuma zevki veren bir yazı dili olduğunu söylemeliyim. Roman genel olarak betimlemelerle okuyucuyu çok fazla boğmadan, gerekli ayrıntıları vererek yazılmış sade bir roman. Hikaye de bence oldukça güzel işlenmiş. Kitapta bir kadının dışarıdan gösteriş meraklısı, deli, uyku ilaçlarına bağımlı bir insan olarak görülüp hiçbir şeyi dert etmediği sanılırken aslında içinde kopan onlarca fırtına olduğunu bizlere anlatıyor. Çevresi tarafından hayatı eğlence için yaşayan biri olarak görülen Sitare aslında büyük bir depresyonun eşiğindedir ve herkes kafasında onunla ilgili türlü hikayeler uydururken onun sonunun böyle olacağını hiç kimse tahmin edemezdi belki de.
Kitapla ilgili beni üzen ve eksik bırakan nokta ise sonu oldu. Gün yetiştiren adama tam olarak ne olduğunu, o adam ile diğer karakterlerin ilişkisini öğrenmek isterdim. Kitabı okurken devamlı iki farklı sahne şeklinde işlenen öykünün en sonunda birleştirken gül yetiştiren adam ile diğer karakterlerin daha derin bir ilişkisi çıkacağını düşünmüştüm. Sonunun biraz yarım kaldığını düşünsem de yine de kitabı çok beğendim ve merak edenlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
Özellikle roman okurken aniden kendini başka bir evrende buluyor, içi kıpır kıpır oluyordu. O evrenden çıkıp gerçek hayata döndüğü anda tatlı bir rüyadan uyanmışçasına içi sızlıyor ancak bu üzüntü uzun sürmüyordu. Çünkü kitabın kapağını açtığı anda tekrar o büyülü dünyanın içine adım atabiliyordu.