Royal Elite serisine başladığımdan beri enn merak ettiğim çift arasında birinci olan çiftim Xan ve Kim canlarımı sonunda okudum. Zaten Aiden ve Elsa'nın hikayesi bitene kadar ben diğer çiftlerin hikayelerini bitireceğim sanırım :D
Konumuza gelecek olursak;
Konumuz aşktan düşmana ve düşmandan aşka olarak ilerliyor. Bunun sebebi çocukluk aşkıyla başlayıp yaşanan bir olaydan ötürü kızımızdan nefret etmeye başlayan Xan kızımıza hayatı bir şekilde zehir ediyor. İçten içe ona deli gibi aşık olsa da bunu yapmak istemese de kendine engel olamıyor. Ve her koşulda ona aşık kızımız Kim, içsel yaşadığı travmalar ve sevdiği adamın kendine olan tavırlarından bunalıma girdiği evreden sonra gerçeklerin ortaya çıkmasıyla tekrar bir aşka dönüşüyor.
Kitabı okurken önce ters köşe oldum. Sonra bir şok oldum. Nasıl yani ya Rina bunu böyle yazmamıştır mutlaka bir şey vardır dedim ve yanılmadım. Sonrasında büyük bir soluk verip okudum kitabı. Çünkü öyle bir şey okuyorsunuz ki durup bi NE????!!!! oluyorsunuz :D Ama çok şükür rahatlatıyor sonra sizi merak etmeyin.
Xan, öncelikle sana kalbimi bırakıyorum. Küçücük yaşında,kocaman kalbinde neler saklamışsın. Nelerle mücadele etmişsin ve kimse bunu görmemiş. O yüreğinde neler taşımışsın. Her şeye rağmen Kim'den vazgeçmemen, ondan nefret etmek isteyip edememen içimi parçaladı. Hep yalnız kalmışsın. En sevdiğin seni terk etmiş, geriye kalan ebeveyninden nefret etmiş ama içten içe belki de hep seni sarıp sarmalamasını istemişsin. Çocuksun tabi ki istersin. Seni okurken içim parçalandı. Bazen öyle anlar geldi ki kucak dolusu sarılasım geldi :(
Kim, güzel kızım. Ah benim çimen gözlüm. Xan'ın green'i... çaresizliğini,sindirilmişliğini,üzüntünü o kadar derinden hissettim ki... Annenin manipülelerini gördükçe o kadını yolasım geldi. Sana dayatmaya
Royal Elite serisine başladığımdan beri enn merak ettiğim çift arasında birinci olan çiftim Xan ve Kim canlarımı sonunda okudum. Zaten Aiden ve Elsa'nın hikayesi bitene kadar ben diğer çiftlerin hikayelerini bitireceğim sanırım :D
Konumuza gelecek olursak;
Konumuz aşktan düşmana ve düşmandan aşka olarak ilerliyor. Bunun sebebi çocukluk aşkıyla başlayıp yaşanan bir olaydan ötürü kızımızdan nefret etmeye başlayan Xan kızımıza hayatı bir şekilde zehir ediyor. İçten içe ona deli gibi aşık olsa da bunu yapmak istemese de kendine engel olamıyor. Ve her koşulda ona aşık kızımız Kim, içsel yaşadığı travmalar ve sevdiği adamın kendine olan tavırlarından bunalıma girdiği evreden sonra gerçeklerin ortaya çıkmasıyla tekrar bir aşka dönüşüyor.
Kitabı okurken önce ters köşe oldum. Sonra bir şok oldum. Nasıl yani ya Rina bunu böyle yazmamıştır mutlaka bir şey vardır dedim ve yanılmadım. Sonrasında büyük bir soluk verip okudum kitabı. Çünkü öyle bir şey okuyorsunuz ki durup bi NE????!!!! oluyorsunuz :D Ama çok şükür rahatlatıyor sonra sizi merak etmeyin.
Xan, öncelikle sana kalbimi bırakıyorum. Küçücük yaşında,kocaman kalbinde neler saklamışsın. Nelerle mücadele etmişsin ve kimse bunu görmemiş. O yüreğinde neler taşımışsın. Her şeye rağmen Kim'den vazgeçmemen, ondan nefret etmek isteyip edememen içimi parçaladı. Hep yalnız kalmışsın. En sevdiğin seni terk etmiş, geriye kalan ebeveyninden nefret etmiş ama içten içe belki de hep seni sarıp sarmalamasını istemişsin. Çocuksun tabi ki istersin. Seni okurken içim parçalandı. Bazen öyle anlar geldi ki kucak dolusu sarılasım geldi :(
Kim, güzel kızım. Ah benim çimen gözlüm. Xan'ın green'i... çaresizliğini,sindirilmişliğini,üzüntünü o kadar derinden hissettim ki... Annenin manipülelerini gördükçe o kadını yolasım geldi. Sana dayatmaya
Herkese merhaba. O çok konuşulan ve merak edilen kitabı sonunda okumuş bulunmaktayım. Baştan belirtmeliyim ki pek iç açıcı bir incelemeyle gelmedim.
Konumuz yok arkadaşlar ama olanı kısaca özetlemek gerekirse; Chase ve Juliet çocukluktan beri arkadaşlar. Juliet'in abisiyle Chase çok ama çok yakın arkadaş. Juliet'in anne babası ölünce her nedense bu kahramanımız Chase kendisini bunlara adamış. Juliet, üniversiteye gitmeden önce bekaretini kaybetmek istiyor. Bunun içinde kendine artılar ve eksiler olan bir liste hazırlıyor. Bunun sonucunda kendisini abisinin en yakın arkadaşına yani Chase'e sunarken buluyor. Ondan bekaretini almasını istiyor. Chase ise Juliet'i reddediyor ve sonrasında sekiz yıl boyunca görüşmüyorlar. İkiside olabildiğince birbirlerinden kaçıyorlar. Daha sonra Juliet başkasıyla olan nişanında karşılaşıyorlar ve işler ikisi içinde değişiyor.
Juliet, Allah aşkına bu kaçıncı seviye bir iştahtır ? :D Yani ben anlayamadım gerçekten. Adam seni defalarca reddetti ve sen bir şekilde kendini kabul ettirmeyi başardın.
Yani karakter analizi yapamayacak kadar kitabın konusu, duygusu yoktu size öyle söyleyeyim. Ne aşklarını hissedebildim ne üzüntülerini ne başka bir şey. Yazar bu kitabın yazdıkları arasında en sevdiği olduğunu söylemiş nedenini henüz anlayamadım. Ya da kitapta çok can alıcı nokta var da ben mi göremedim bilmiyorum. Kitabı okuduğunuzda aklınıza Grinin Elli Tonu geliyor ama asla alakası da yok. Orada bir konu vardı. Bir aşk vardı. Hisler vardı. Burada hiçbiri yok. Sadece birbirinden fiziken olarak hoşlanan bir çift, imkansızlığın verdiği haz, yasağın verdiği tutkuyla birbirlerine çekilen iki genç. Sonrasında cinsel birlikteliklerinde yakaladıkları uyumla beraber birden bire sevgili oldular. Chase, sahip rolündeyken birden bire tüm o hayatını bırakıp
evliydik.
kai'a baktım, ikimiz de tekrar rahibe dönmüştük ve derimin altında bir öfke kaynamaya başladı. sahip olduğun en kötü eş olacagım.
rahip, Kai'a "öpücüğünüz birbirinize verdiğiniz sözdür" dedi. "huzur içinde birleşmenizi yüceltin. şimdi gelinini öpebilirsin." kai bana doğru döndü ve kalbim boğazımda atmaya başladı ama...
ama o dönmeyi bırakmadı.
tamamen döndü ve benim geldiğim koridorda hızla ilerleyerek beni orada bir aptal gibi dikilir halde bıraktı. utançtan yanaklarım yanarken uzun uzun gözlerimi kırpıştırdım. pislik.
michael, will ve rika sırayla onu takip etti, onun şahitlerinin her biri koridordan geçip kiliseyi terk etti. kai arkasına bile bakmadı ama oradaki diğer tüm gözlerin benim üzerimde olduğunu biliyordum. rahip ne yapacağını şaşırmıştı. orada öylece duruyordu.
yani görünüşe bakılırsa kai da en kötü koca olacaktı. ona yavaşça alkış tutuyordum. bu aşağılıkçaydı ve gerçekten etkilenmiştim.