Çoğu insan, yaşamının bir hayalden ibaret olduğunu düşünmüştür. Bu his, benim de peşimi bırakmıyor. Canlı ve meraklı duyularımızın kısıtlı sınırlarını düşününce, tüm enerjimizin salt ihtiyaçlara aktarıldığını gördükçe -ki bunun da sefil bir varoluşu sürdürmekten öte bir yararı yok- ve sonra da araştırmalarımızın sonunun pasif bir boyun eğmeden daha fazlası olmadığını, hapishane duvarlarımızı parlak şekiller ve ışıltılı manzaralarla süsleyerek mutlu olduğumuzu düşünüyorum.
Ben bu kitaba ağlayarak başladım ve ağlayarak bitiriyorum. Beni etkileyen bir çok cümlesi oldu. Belki de Nora ile aynı duygulara ve isteklere sahip olduğumuzdandır. Belki yaşadığım pişmanlıklar, yapmaya cesaret bulamadığım eylemler, hayatıma yön veremediğim çizgi...
Okurken daha çok fark ettim, kendi benliğimi gördüm ve dünyada bizden, Nora'dan ne kadar çok olduğunu hatırladım. Hayatımda sadece kitaplarda yaşadım, müziklerde keyif buldum bu söylediklerim kök yaşantıma haksızlık olduğunun farkındayım ama hayatıma herkes gibi farklı yönler vermek istedim ve şuan bulunduğum yerdeyim. Okurken Nora'yı kıskandığımı söyleyebilirim, bir kütüphanecim olsun çok istedim ama sonra şu paragrafı okudum;
"Demek istediğim,acıya karşı bağışıklık kazanmamızı sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey çok daha kolay olurdu. Mutluluğun doğasında acının da olduğunu. Biri olmadan öbürünün de olmayacağını. Tabii ki farklı düzeylerde ve miktarlarda. Ama hiçbir hayatta sonsuza kadar saf bir mutluluk içinde olamayız. Öyle bir hayat olabileceğini düşünmek ancak yaşadığımız hayattaki mutsuzluğumuzu büyütmeye yarar."
Bugüne kadar yaptığım, seçtiğim şeylerden tam olarak haz alamamın nedeni, kendimi hep yetersiz ve yarım hissetmemin nedeni budur belki. Kısacası bu kitap bana umut verdi. Kitabı bitirirken ağlamamın sebebi mutluluktu. Umarım yapmayı istediğim şeyleri daha fazla ertelemem. Gece Yarısı Kütüphanesi