Eda

Eda
@Edavaroll
Pia, Arachnoid, Dura
Tıpkı bir bebeğin etrafına sarılan kundak gibi , beyin ve omuriliğin etrafını saran üç farklı zar tabakası var ve bu zarlar merkezi sinir sistemini koruyucu özelliktedir. En içten dışa doğru bakıldığında; Pia Mater, Arachnoid Mater, Dura Mater... Beyne en yakın olan ve adeta beyne dokunan zarın adı pia materdir. Bu zar yapısal olarak ince ve yumuşak olduğundan, Latince yumuşak anlamına gelen Pia kelimesiyle isimlendirilmiş. Pia mater'in hemen üzerinde yer alan ve görünüş olarak örümcek ağını andıran bir diğer zar tabakasına da ağsı anlamına gelen arachnoid ismi verilmiş. En dışta yer alan zar ise en sert ve en sağlam zar olduğundan, sert anlamına gelen dura kelimesiyle adlandırılmış. Latince anne anlamına gelen "mater" kelimesi birçok dilde benzer bir telaffuza sahiptir. Sanskritçe matar, eski Kelt dilinde mathir, İngilzice mother hep aynı kökenden gelir. Eğer tıp tarihine bakarsan beyindeki bu zarların ilk olarak doğu tıbbı tarafından tanımlanmış olduğunu görürsün. 980 yılında Haly Abbas adlı ünlü İranlı hekim, özellikle batı tıbbını da etkileyecek olan "Kitab-ı El Maliki" isimli bir eser yayımladı. Beynin etrafındaki üç farklı zar tabakası da yine bu kitapta tanımlanmıştı. Arapçanın gramer yapısına bakarsan birbiriyle ilişkili nesneler için "baba, anne ve oğul" gibi kalıplar kullanıldığını görürsün. 1127 yılında bu eseri Latinceye çeviren Antakyalı Stephanus, anne kelimesinin ilişkilendirme anlamı yerine gerçek anlamını kullanarak doğrudan bir çeviri yaptığı için bu zarların hepsinin sonunda anne kelimesinin Latince karşılığı olan "mater" kelimesini kullanmıştı.
Sayfa 454 - Elma Yayınevi·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Düş Kapanı
Düş Kapanı (Dreamcatcher) Kızılderili geleneğine ait bir ritüelin parçasıdır. Söğüt ağacından yapılmış bir kasnağın, çeşitli ipler aracılığıyla, ağ gibi işlenmesinden oluşan el yapımı bir eşyadır. Kabuslar büyük boyutlu oldukları için düş kapanının ağlarına takılırlardı. Diğer taraftan güzel rüyalar küçük boyutlu olduklarından bu ağların arasından rahatlıkla geçebilirlerdi. Yani düş kapanı bu kişileri kabuslardan koruyan bir büyüye sahipti.
Sayfa 397 - Elma Yayınevi·Kitabı okudu
Edebiyat
Van Gogh ve Goya'nın rahatsızlıkları
Buna en güzel örnek beyaz renk aslında. Insanlık çok uzun yıllardır parlak beyaz renk elde edebilmek için kurşun kullanmak zorunda kaldı. Kimse kurşunun vücudumuza zararlı olabileceğini düşünmemişti. Beyaz boya elde edebilmek için kurşun kütlelerini toz haline getiren ressamlar, maruz kaldıkları kurşun nedeniyle birçok rahatsızık yaşadılar. Karın ağrısı, öksürük, titreme, hatta körlüğe bile neden olabilecek bu şikâyetlere genel anlamda ressam rahatsızlığı dense de tüm bunların nedeni kurşundu. Sanatçılar gerçekten garip insanlardir profesör. Mesele ünlü Ispanyol ressam Goya, çalışmaları sırasında sıklıkla parmaklarını kullanırdı. Diğer taraftan Van Gogh'un fırçasını emmek gibi garip bir özelligi vardı. Araştırmacılara göre her ikisinin yaşadığı birçok rahatsızlığın temelinde muhtemelen kurşun zehirlenmesi yatmaktadır. Zaten hayatımıza soktuğumuz birçok kimyasalın ne kadar zararlı olduğunu anlamamız için yılların geçmesi gerekti."
Sayfa 225·Kitabı okudu
Tahta kurularını bile kaçıran yeşil
Günümüzde arsenik bileşenlerinin ne kadar zehirli olduğunu biliyoruz. Ama o dönemde yaşayanlar bu bilgilere sahip olacak kadar şanslı değildi. Dokuma fabrikalarındaki zehirlenme vakaları, yeşil elbiseleri çok seven kadınların ara sıra baygınlık geçirmeleri gibi detaylar insanların dikkatini çekmemişti. Tam aksine bazı insanlar bu boyanın avantajlarının olduğuna bile inaniyordu çünkü duvarları Scheele yeşili ile boyanmış evlerde tahtakurusu denen böceklere rastlanmıyordu. Yani sevgili profesör, tahtakurusunun bile farkında olduğu bu zehirli yeşili, bizler ancak 1820'lerden sonra, arseniğin içeriğinin anlaşılması ile fark edebilecektik."
Sayfa 225·Kitabı okudu
Işık herkesi parlak gösterir. Bir insanı tanımak istiyorsanız ona karanlığın en siyah olduğu anda bakın.