İnanma insana özgü temel varoluş koşullarından birisidir ve bilmeyle karşılaştırıldığında bir fazlalık taşır: bilme, varolanın özelliklerini olduğu gibi, inanma ise hem olduğu gibi hem de olmadığı gibi edinmeye yönelmedir. İnanma olgusu (fenomeni) bu fazlalığıyla paradoksaldır ama 'apaçık'tır da: günlük ilişkilerin geniş zemininde dolayımlı düşünüm gerektirmez...
Tam bir kendini bilme söz konusu olduğunda, bilinen sona erer, zihin bilinenden tamamen arınır. Ancak o zaman gerçek size davetsizce gelebilir. Gerçek size veya bana ait değildir. Ona tapamazsınız. Bilindiği an zaten gerçek değildir. Sembol gerçek değildir, imge gercek değildir;ama kendini anlama, benliğin durması söz konusu olunca işte o zaman sonsuzluk varolur...
Ahlaki zorunluluk sadece laftır;yapılan her şey mutlak surette zorunludur. Zorunluluk ile tesadüf arasında orta nokta yoktur. Tesadüf diye bir şey olmadığını bildiğimize göre de gerçekleşen her şey zorunludur...