Mino’nun Siyah Gülü- Hüsnü Arkan
Hüsnü Arkan’ın leziz diliyle yıllara yayılan bir dönem romanı Mino’nun Siyah Gülü. Her bölümü farklı karakterlerden okuduğumuz romanda yıllar içinde gelişen olaylar ve karakterler, suçsuz yere idamla yargılananlar, verilen mücadeleler anlatılıyor okura. Yazar, siyasal olayları çok merkeze koymadan Hasan ve Niyazi karakterlerinde bu çalkantılı döneme değiniyor. Kitapta en çok Münevver karakteri beni içine çekti. Sanırım hayata bakışı beni bu denli etkiledi. Yazar, Münevver’in Cahit ile yaşadığı ilişkisine ve ilişkideki beklentisine en güzel şu paragrafta yer vermiş.
“Niye bunu yapıyorsun?” diyordum, “niye beraber değiliz?”
Bir defasında, elimden tutup beni terasa çıkarmış, gece karanlığında ışıkları yanan evleri göstermişti.
“Bu evlerde, bana benzeyen insanlar yaşıyor, biliyor musun? demişti. “Ama ben onlara benzemek istemiyorum… Birbirlerini severken birbirlerinden nefret de ediyorlar… Bu iki şey benim hayatımda hiçbir zaman bir arada olmayacak; buna izin vermeyeceğim… Sen kolaylıklar istiyorsun, Cahit adamı… Gömleklerin ütülensin, kahvaltın hazırlansın, istediğin zaman yatağa girelim ve sonra bütün bunlar alışkanlıklara dönüşsün; benim düzenim bozulsun… Ben yıllarca babama baktım… Ve sonunda ondan nefret ettim.”
Kitapta bazı bölümleri okurken Zehra, Hasan ve Halime’yle birlikte kendi çocukluğuma yol aldım. Onlarla birlikte açık hava sinemasına gittim, bahçede koşturdum, ve büyüdüm. Bazı bölümlerde Münevver ve Ayşe’nin gelin-görümce ilişkisinden ziyade tutundukları dostluklarına imrendim. Zehra ve Hasan’ın onlarla büyüyen, kendilerine bile zor itiraf ettikleri, gizli ve tamamlanamayan aşklarında kayboldum.
Bu kez Hüsnü Arkan’ın eşsiz sesinden değil kelimelerinden dinliyoruz anlatmak istediklerini. Ve dingin bir denizde huzurlu bir