Germinal benim için;acıyı, açlığı, çaresizliği dibine kadar hissettiğim bir eser oldu. Bazen düşünüyorum biz en yakınlarımıza bile düşüncelerimizi duygularımızı tam anlamıyla anlatamazken acımızı ifade edemezken, nasıl olur da
hiç tanımadığımız biri dili, dini, yaşayışı, dönemi her şeyiyle farklı olmasına karşın bizi en derin yerlerimizden vuruyor ve bu kadar etkilemeyi başarıyor. Herkes yazar olabilir ama büyük yazar olmanın kanıtı bence budur.
İlk defa Emile Zola'nın bir kitabını okudum ve son olmayacağı da kesin.
Evet konusu bildiğimiz üzere zaten maden işçileri ve onların günden güne kötüleşen hayatları. Toplum olarak kent soyluları onlar için öyle bir sistem öyle bir yaşayış biçimi kurmuş ki, her yerde ilişkiye girmeleri birlikte olmaları serbest bir hale getirilmiş.
E ne kadar kişi olursa evin içinde çalışan kişi sayısı da artar ve daha çok işçi daha az maaş mantığıyla hareket ediliyor. Bu insanlarımız yokluk ve zorluk çektikleri halde en azından yaşıyoruz, hayattayız, karnımız doyuyor diyerek başka bir yere gitmeye cesaret edemiyorlar.
Bütün gün çalışıp sadece evin kirasını ödeyip, karınlarını yarı doyurabilen işçilerimize bir darbe daha vurulur ve ücretleri düşürülür. Artık karınları da doymuyordu yeni ücretlerle. Burada biri ortaya çıkar ve kin ve hırsla dolmuş işçileri örgütleyerek bir isyan, bir grev başlatır.
Ekmek,ekmek,ekmek diye başlayan ve amacı aslında daha iyi bir çalışma ücreti isteyen isyan, amacından şaşar ve kent soylularına dolan nefrete onları öldürme onların yerine geçme hırsına döner. Acılar katlanır ve büyür.
Hani bazen düşünürüz, hayatımızda şu olsa mutlu olabilirdik diye hayal ederiz. İşçilerimiz bu hayali kurarken, Müdür Hennebeau'nun hayali ise işçiler gibi olmak istediği zaman bir kadınla olabilmek, aylak biri olmak.
Ama böyledir ya