Edmond Dantes

Edmond Dantes
@Edmonddantes61
9/10
·134 syf.··
2023 13. kitabı
spöiler içerir ‘Benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi... Ancak ondan sonra beni yargılayabilirsin.’ Derken her insanın eşsiz olduğunu anlatmaya çalışmıştır Mevlana. Gerçekten de yürüdüğümüz yol, soluduğumuz hava, seçimlerimiz ve nedenlerimiz kimliğimizi oluşturur. Yolda yürürken bir tekme ile savurduğumuz bir taş bile gelip ruhumuzdaki bir oyuğa oturabilir. Ve sonunda hayat, herkesi farklı şekillendirir; kimini acıyla, kimini sevgiyle yoğurur. Kimini de Amin Maalouf gibi bir yere ait olma hasretiyle. İşte bu aidiyet hasretinin Amin Maalouf un yüreğine oturan en büyük taşlardan biri olduğunu, dünya görüşünü şekillendirdiğini görürüz Ölümcül kimliklerde. Medeniyetlerin her geçen gün gelişmekte olduğu dünyada insanların daha fazla şeyi paylaşmaları, ortak noktalarının artması ve sınırların yavaşça kalkması, beraberinde buna karşı koymak için birbirlerinin farklılıklarını vurgulama dürtüsünü de getirmiştir. Değerlerini ve kültürlerini tehdit altında hisseden bu insanlar, kendileriyle ortak noktaları bulunan insanlarla kenetlenme eğilimi göstermiş, bu da; yazara göre çağımızın en büyük sorunlarından biri olan kutuplaşmaya ve fanatizme sebep olmuştur. Kendisini bu kutuplardan hiçbirine tamamen ait hissetmeyen yazar ise bu düzenin açıklarını rahatça görebilecek bir konumdadır. Amin Maalouf’a göre, eğer insanlar çoklu aidiyetlerini kabul ederlerse bu onları fanatiklikten uzaklaştırır ve topluluklar birbirinden keskin çizgilerle ayrılmamış olur. Bu da din, renk, dil, milliyet, ırk vb. bakımlardan ayrılsa da insanların
Ölümcül KimliklerAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20199,8bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·520 syf.··
2022 76. kitabı
(spoiler içeriir) Jack London’un kendi hayatından izler taşıyan romanı Martin Eden; zengin bir ailenin kızına aşık olan genç bir denizcinin, bulunduğu toplumsal tabakadan sıyrılıp burjuva dünyasının bir üyesi olmaya çalışmasını, yazarlık serüveninde çektiği fiziksel ve ruhsal zorlukları konu alır. Martin Eden bu süreçte, toplumun maskesinin altında yatan gerçekleri gün yüzüne çıkarır. Martin, arkadaşının evinde katıldığı bir davette burjuva sınıfının göz boyayan yanlarından oldukça etkilenir. Özellikle kitaplarda gördüğü fikir ve bilgiye dayalı yaşamın gerçekliği karşısında hayrete düşer. O günden sonra kendi yaşadığı toplumsal katmandaki rezilliklerinden arınmaya ve kaymak tabakanın yaşadığı o görkemli diyara yükselmeye karar verir. Bütün ideallerinin merkezine de mükemmel yaşamın gözü önündeki en büyük örneği olan Ruth’u yerleştirir. Ruth’un bilgisi, eğitimi ve inceliğini sebebiyle ona karşı büyük bir hayranlık besler. Ruth'tan kendisine yardım etmesini ister ve zorlu süreci başlar. Martin’in değişimi esnasında okuduğu birçok kitap huzursuzluğunun artmasına neden olur. Her kitabın her sayfası gerçeklik diyarına açılan bir gözetleme deliği olur onun için ve açlığını okuyarak giderir. Bu süreç içinde öğrenmeye ne kadar açık bir insan olduğunu ve bu konudaki yeteneklerini fark eder ve hayatını artık yazarak kazanmak istediğine karar verir. Ruth ise aslında Martin ‘in sandığı kadar mükemmel değildir. İnsanları kendi renkleri, inançları ile politik görüşlerinin en iyisi, en doğrusu olduğuna ve dünyanın dört bir yanına dağılmış diğer insanların kendilerinden daha talihsiz olduklarına inanmaya sevk eden yaygın dar görüşlülükten muzdariptir. Üstüne üstlük Martin'i de bir hamur gibi yoğurarak kendi yaşam kalıplarına sokmaya çalışır. Fakat bir noktadan sonra hamur
1000k
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
Bozkırkurdu
9/10
·210 syf.··
2023 2. kitabı
İnsan ruhu; içinde birbiri üzerine inşa edilmiş birçok benliği barındıran karmaşık bir yapıya sahiptir. Bir toplumda bulunan bireylerin kişilikleri ne kadar çeşitli ise, insanın ruhu da o kadar çeşitlilikte benlere sahip olabilir. Karakter dediğimiz yapı ise bu sayede ortaya çıkar ve bu yüzden hepimiz eşi benzeri olmayan canlılar haline geliriz. Baş karakter Harry ise bütünlüğünü parçalayarak kişiliğini farklı ben’lere ayırmak ve bazılarını sıyırıp atmak ister. Bu yolculuğu sırasında ise kendisini yeniden tanıma fırsatı bulur. Başta bir bozkırkurdundan farksız olduğunu düşünür. Çağının insanının kendini beğenmiş sığ entelektüelliğine, tamahkârlığına ve ikiyüzlülüğüne artık dayanamamanın da verdiği bıkkınlıkla kendini içinde bulunduğu topluluğa ait olarak görmeyi bırakmıştır. Artık sıradan insanlara ait kaygıları hissetmiyor, onların düşüncelerine ve yaşayış biçimlerine ayak uyduramıyordur. Bir süre sonra onlarla düzgün bir iletişim bile kuramaz hale gelir çünkü duygu ve düşünceleri Harry için hiçbir anlam ifade etmiyor, ilgisini uyandırmıyordur. Bu da toplum tarafından dışlanmasına sebep olur. Ama Harry bu durumu bir sorun olarak görmez çünkü zaten oraya ait değildir. Kendisi gibi; başkalarından bir fazla boyutla donatılmış, iddialı, bu dünyadaki hava dışında soluyacakları başka bir havanın ve ayrı bir zamanın özlemini çeken insanların bulunduğu bir yere aittir. Kiminin ‘Tanrının ülkesi ' kiminin de ‘Gerçeğin Ülkesi’ olarak adlandırdığı bu yerde büyük idealler uğruna can verenler, usta yazarlar, ve insanlık için yüce örnekler oluşturan ermişler bulunmaktadır. Bu durumda Harry için yaşamak pek bir anlam ifade etmiyordur. Ayrı bir zamanın insanıdır ve vadesi dolana kadar yapacağı tek şey yaşananlara seyirci olmaktır. Peki neden ölümden korkuyordur? İşte bu sorunun
1000k
BozkırkurduHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 20229,7bin okunma