Çok az şey istediğimi ve bunları da aslında çok istemediğimi fark ettim, duygularıma bir nevi felç gelmişti yani -belki de en iyi şöyle ifade edebilirim- duygusal bir iktidarsızlık yaşıyordum, hayata tutkuyla sarılmakta yetersizleşmiştim.
O zamanlar pek çok yarı farkındalık anında bilinçsiz bir şekilde içimde yeşeren bu özlemler aslında gerçek birer arzu değil, sadece arzulamaya duyduğum arzulardı.
Ancak ben, bu satırları yalnızca kendi memnuniyetim için yazıyorum ve yazacaklarım kendime bile doğru düzgün açıklayamadığım şeyleri başkalarına anlaşılır kılmak amacını kesinlikle taşımıyorlar.
Çünkü her şeye rağmen kan, damarlarımızda dolaşmaya; insan da bu gibi anlardan sonra - yıldırım çarpmış bir ağaç gibi- yere yıkılıp öleceği yerde, yine yaşamaya devam eder.